Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/8443 E. 2013/2922 K. 07.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8443
KARAR NO : 2013/2922
KARAR TARİHİ : 07.03.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil

… ile … Genel Müdürlüğü, … ve Kurucubaş Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 28.03.2012 gün ve 111/75 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili, davalı … Müdürlüğü vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı dava dilekçesinde mevki ve sınırları belirtilen bir parça taşınmazı 40 yıldan beri bahçe vasfı ile kullandığını açıklayarak adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili 04.08.2008 tarihli cevap dilekçesinde davacı lehine zilyetlikle kazanma koşulları gerçekleşmediğinden, davalı … Müdürlüğü vekili, taşınmazın yol kamulaştırma sahası içinde kalması halinde kazanma koşulları oluşmayacağından ayrı ayrı davanın reddine karar verilmesini savunmuş, davalı … temsilcisi ise cevap vermemiş ve yargılama oturumlarına da katılmamıştır.
Mahkemece, yol vasfı ile tescil harici bırakılan taşınmazın davacı tarafından imar-ihya edilerek tarım arazisi haline getirildiği ve davacı lehine kazanma koşulları oluştuğundan davanın kabulü ile 15.10.2010 havale tarihli teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 7.025,42 m2’nin davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine, Hüküm, davalı … vekili ve … Genel Müdürlüğü vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddesi gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacı lehine zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğundan davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Dava konusu taşınmaz dosya içinde bulunan komşu tutanaklara göre 1977 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında yol vasfıyla tescil harici bırakılmıştır. Bu nitelikte bir yerin kamunun yararlanmadığı veya yetkili mercilerce yol olmaktan çıkarılması halinde TMK’nun 713/ 1 ve 3402 sayılı Kadastro kanunu’nun 14 ve 17 . maddeleri gereğince diğer koşulların varlığı halinde kazanılması mümkündür. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen
yerel bilirkişi ve tanıklar kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan taşınmazın boşluk vasfında iken 30 yıl önce davacının babası tarafından kullanılmaya başlandığını ve keşif tarihine göre 17 yıl önce ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksimle davacıya düştüğünü bildirmiş ise de, taşınmazın bulunduğu yerde yapılan yol kamulaştırmasına ilişkin kamulaştırma paftası uygulanmadığı gibi, taşınmazın üç yönden sınırını teşkil eden teknik bilirkişi raporunda dere-1, dere-2 ve ark olarak gösterilen yerle kot farkı ve derenin etkisi altında olan yerlerden olup olmadığı açıkça belirlenmemiş, davacının babasının ölüm tarihine göre davacının müstakil 20 yıllık zilyetliği bulunmamasına rağmen babası ve diğer kardeşleri yönünden 3402 Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi gereğince miktar araştırması yapılmamıştır.
Bu halde mahkemece yapılacak iş, mahallinde yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar …nun 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmalı, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeli, daha önce götürülmeyen jeolog, … Mühendisi ve Teknik Bilirkişiden kurulu heyet aracılığıyla yapılacak keşifte, yol kamulaştırmasına ait pafta uygulanarak taşınmazın bu kamulaştırılan alan içinde kalıp kalmadığı, taşınmazın karayolunun bakım, onarım ve güvenlik şeridi niteliği itibariyle karayolu gibi sürekli kullanılmasına gerek bulunmayıp, ihtiyaç duyulduğunda kullanılması gereken yerlerden olup olmadığı, sınırda bulunan dere ve arkla olan kot farkı ve derelerin taşkın sahası için kalıp kalmadığı araştırılarak, bilirkişi kurulundan tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor alınmalı, belirlenen hususların açıklığa kavuşturulması bakımından tanık ve yerel bilirkişilerden sorularak beyanlar arasında çelişki bulunması halinde HMK 261 maddesi gereğince giderilmesine çalışılmalı ve toplanacak delillere göre bir değerlendirme yapılarak karar vermek gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyecektir. Dinlenen tanıklardan …taşınmazın davacının babası tarafından kullanılmakta iken 17 yıl önce ölümü üzerine mirasçılar arasında yapılan taksimle davacıya kaldığını bildirmiştir. Bu halde davacının 20 yıllık müstakil zilyetliği bulunmadığından Kadastro Kanunu’nun 14.maddesi gereğince davacı hakkında yapılan miktar araştırmasının babası ve diğer mirasçılar yönünden yapılmamış olması da doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekili ile davalı … Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4. , HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, 07.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.