YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/16646
KARAR NO : 2014/19212
KARAR TARİHİ : 27.10.2014
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı
… ile … aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair Ankara 3. Aile Mahkemesi’nden verilen 10.04.2013 gün ve 1190/425 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen 1429 ada 3 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 6 nolu bağımsız bölüme, … plakalı araca ve ayrılmadan kısa bir süre önce yeniledikleri ev eşyalarına çalışarak elde ettiği geliri ile katkısı sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 14.7.2010 tarihinde harcını yatırmak suretiyle sunulan ıslah dilekçesinde talep miktarını 30.000 TL’ye yükselterek bu miktarın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Aynı dilekçe ile araç ve ev eşyalarına ilişkin davayı atiye bıraktıklarını bildirmiştir.
Davalı vekili, tarafların çocuk sahibi olmak için çok para harcadıklarını, gerek evin gerekse aracın satışından gelen parayı birlikte değerlendirdiklerini, davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, her iki tarafın çalıştığı, gelirlerinin esas alınarak tarafların katkı oranlarının belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 30.000 TL katkı payının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların, 28.12.1990 tarihinde evlendikleri, 22.09.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 24.07.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşandıkları, 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, yanlar arasında evlenme tarihinden bu tarihe kadar 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 22.09.2008 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK’nun 202, 4722 s.K.10 m.). Taraflar arasındaki mal rejiminin, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiği (TMK’nun 225/2), dava konusu 1429 ada 3 parsel sayılı taşınmazda bulunan 6 nolu bağımsız bölümün kooperatife üye olunarak 1995-2000 yılları arasında edinildiği, tapu kaydının ise ferdileşme suretiyle 31.12.2003 tarihinde davalı … adına oluştuğu anlaşılmaktadır. Davalı, dava konusu taşınmazı 28.08.2008 tarihinde 3. kişiye satış suretiyle tapudan devretmiştir. Her ne kadar tapuda 31.12.2003 tarihinde davalı adına kayıt oluşmuş ise de taşınmazın 01.01.2002 tarihinden önce edinildiği tarafların beyanları ve dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve taktirde bir isabetsizlik bulunmadığına, her iki eşin çalışarak belirli bir gelire sahip oldukları dosya kapsamıyla saptandığına, çalışan eşin diğer eşin edindiği mala katkı yaptığının, öteden beri sapma göstermeyen Dairenin kararlarıyla kabul edildiğine, davalının tüp bebek tedavisi nedeniyle dava konusu taşınmazlardan ev ile aracın satılarak parasının bu masraflara harcandığı iddiasının ispat edilemediğine, alınan uzman bilirkişi raporları ile davacının katkı payı alacağının belirlendiğine, bu tür davalarda fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet kuralının da gözetilmesi gerektiğine göre, davalının aşağıda belirtilen husus dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün esasa ilişkin bölümünün ONANMASINA,
Dava dilekçesi ile mal rejiminin tasfiyesi kapsamında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL katkı payı alacağının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istenilmiştir. Davacı vekili, yargılama sırasında 07.09.2012 tarihinde harcını yatırarak sunduğu dilekçe ile istek sonucunu ıslah ederek, eldeki davada istek miktarını 20,000 TL daha arttırarak 30.000 TL’ye yükseltmiş; bununla birlikte ıslah ile arttırılan miktar bakımından da faiz isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, 30.000 TL’nin dava tarihinden geçerli olmak üzere yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Bu durumda, dava dilekçesinde yazılı 10,000 TL için dava tarihinden, ıslahla artırılan ve hükmedilen ilave 20.000 TL için ise ıslah tarihinden (07.09.2012) geçerli olmak üzere yasal faiz yürütülmesi gerekirken davalı aleyhine olacak şekilde ve ıslahla artırılan miktarı da kapsayacak biçimde alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru görülmemiştir.
Davalı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının kabulüne, yerel mahkemece hükmünün faiz başlangıcına ilişkin bölümünün yukarıda açıklandığı üzere ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 512,35 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 27.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde mal rejiminin tasfiyesi ile 10.000 TL katkı payı alacağının dava tarihinden itibarın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı eşten tahsiline karar
verilmesini istemiş, harcını tamamladığı 14.07.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle de talep miktarını 20.000 TL artırarak 30.000 TL’ye çıkarmıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile 30.000 TL katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce yapılan temyiz incelenmesinde sayın çoğunluk tarafından yerel mahkeme kararının esasına ilişkin bölümünün onanmasına, faize ilişkin bölümünün ise; hüküm altına alınan 10.000 TL için dava tarihinden, 20.000 TL için ise ıslah tarihinden itibaren faizin işletilmeye başlatılması gerekirken alacak miktarının tamamı için faizin dava tarihinden başlatılmasının doğru olmadığı noktasından bozulmuştur. Sayın çoğunluğun yerel mahkeme hükmünün esasına ilişkin onama görüşüne aynen katılmaktayız.
Çoğunluğun faize ilişkin bozma ilamına ise katılmamaktayız, şöyle ki; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 119/f ve 129/e. maddelerine göre, davacı ve davalıların iddia ve savunmalarını dayandırdıkları her bir vakıayı somutlaştırmaları ve hangi vakıanın hangi delillerle ispatlanacağının açık ve net olarak bildirilmesinin gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı kanunun ön inceleme aşamasını düzenleyen 137 ve 140/1. maddelerinde de, tarafların uyuştukları ve uyuşamadıkları hususların tek tek tespit edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Belirtilen kanun maddeleri ve 6100 sayılı kanunun tamamı ve gerekçesi bütün olarak ele alınıp yorumlandığında, yargılamanın en az masrafla, en kısa sürede sürdürülüp, en isabetli ve adil kararın verilmesi için öncelikle tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin gerektiğinin arzulandığı anlaşılmaktadır. Talep, savunma, itiraz ve delillerin somutlaştırılması yargılamadaki karışıklığı önleyip, hakkında karar verilecek hususu daha berrak ve sadeleştirecektir. 6100 sayılı HMK’nun ruhi yorumundan da bu anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun amacı da budur. Her ne kadar 369/1. madde de, Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir, düzenlemesine yer verilmişse de, talep miktarına faizin uygulanıp uygulanmaması ya da faizin başlatılacağı tarih kanunun açık hükmü ile ilgili olmadığı gibi kamu yararı ile de ilgisi yoktur. 26. maddeye göre, re’sen araştırma ilkesinin uygulanmadığı, başka bir anlatımla taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda, hakim tarafların talep sonucuyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Somut olaya gelince; davalı vekili temyiz dilekçesinde faizin başlama tarihine açıkça itiraz etmemiş ve bu hususu temyize getirmemiştir. Hüküm altına alınan toplam alacak miktarının bir kısmına dava tarihinden bir kısmına ise ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması kanunun açık hükmüne aykırılık olmayıp şahsi hak ile ilgilidir. Kamu yararını ilgilendiren bir yönü de bulunmadığından açıkça temyiz nedeni yapılmadıkça Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesinde re’sen bozma nedeni yapılamaz. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin sonunda “…re’sen belirlenecek durumlar karşısında… Mahkeme kararının bozulmasına” açıklaması da faizin başlama tarihinin bozma nedeni yapılması sonucunu doğurmaz. Kanun koyucunun, dilekçeler aşamasından karar aşamasına kadar geçen süreçte aradığı somutlaştırma ilkesinin temyiz incelemesinde aranmayacağını savunmak 6100 sayılı HMK’nın ruhuna ve amacına uygun düşmez. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun faizin başlama tarihine yönelik bozma görüşüne katılmamaktayız. 27.10.2014