YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18090
KARAR NO : 2014/17290
KARAR TARİHİ : 26.09.2014
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal rejiminden kaynaklanan alacak
Hülya Cinnioğlu ile Yusuf Cinnioğlu aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Aile Hukuk Mahkemesi’nden verilen 19.02.2013 gün ve 266/122 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili dava dilekçesinde; … Aile Mahkemesi’nin 2008/1342 Esas ve 2009/719 Karar sayılı kararıyla tarafların boşandıklarını, Yargıtayca onanıp hükmün 15.02.2010 tarihinde kesinleştiğini, vekil edeninin düğünde ve nişanhda takılan altınlarını satarak davalıya verdiğini, alınan dükkana katkı yapıldığını, davalının bu dükkanı boşanmadan hemen sonra elden çıkardığını, üçüncü kişiye devrettiğini, bunun dışında vekil edeninin çalışkan bir insan olduğunu, el becerilerinin bulunduğunu, bu nedenle çeşitli dikiş-nakış işleri ile el işlerini yaparak evin ihtiyaçlarına katkıda bulunduğunu, alınan mallara katkı yaptığını, evlilik birliği sırasında 31 S 0433 plakalı araç ile … 2. Bölgede 2618 sayılı parsel üzerinde kurulu 13 nolu bağımsız bölüm ve 190 sayılı parselde bulunan dükkanın edinildiğni, vekil edeninin de bunlara katkısının olduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla menkul ve gayri menkul malların değerleri belirlenerek vekil edeninin katkı oranı karşılığının davalıdan alınarak mal rejiminin tasfiye tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, hangi mallar için ne kadar istediği açıklanmamakla birlikte harç değeri olarak toplam 10.000 TL dava dilekçesinde gösterilmiştir.
Davalı vekili 14.02.2012 tarihli cevap dilekçesinde; tapu kayıtlarındaki temellük tarihi ile boşanma tarihi arasındaki zaman dilimi nazara alındığında davacının altınları veya parasını vekil edenine teslim etmiş olduğu yönündeki iddiasının doğru kabul edilemeyeceğini, eşine dükkan alışverişi sırasında paraya ihtiyacı olmasından dolayı altınları bozdurup eline verdiğini, davalı eşin boşanmanın akabinde altınları elden çıkardığını ifade eden davacının beyanlarının çelişkili olduğunu, tutarsız beyanları ile inandırıcılığını yitirdiğini, 190 sayılı parseldeki dükkanın vekil edeninin kalp hastası olması ve boşanma davası nedeniyle ortaya çıkan nafaka ve tazminat bedellerini ödemek için sattığını, ameliyat masraflarının bu paradan karşılandığını, tarihler karşılaştırıldığında olayın anlaşılacağını belirterek davacının yersiz olan dava ve taleplerinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; “..davacının 31 S 0433 plakalı araç ve 7648 sayılı parsel üzerinde bulunan 13 numaralı dairenin alımında davacının herhangi bir katkı payı alacağı ispat edilemediğinden araç ve parsel yönünden davanın reddine, 190 parsel yönünden davasının kabulü ile 4631 TL katkı payının karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine…” karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından kabul ve reddedilen istekler bakımından temyiz edilmiştir.
Dava, 743 sayılı TKM’nın 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağı ile 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK’nun 202, 218, 219, 222, 225, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince, 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen maldan kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Taraflar arasında evlendikleri 23.04.1989 tarihinden TMK’nun yürürlüğe girdigi 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 29.12.2008 tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 sayılı TMK.m.202, 4722 sK.m.10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/2. fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Dava konusu 190 sayılı parselde bulunan dükkan 22.11.1990 tarihinde davalı tarafından edinilmiş olup, mal ayrılığı döneminde edinildiğinden davacının kural olarak edinilen bu taşınmaz üzerinde katkı payı alacağı söz konusudur. Davalı 31.03.2010 tarihinde söz konusu daireyi elden çıkarmış olup, üçüncü kişiye sattığı dosya arasında bulunan tapu kaydı ve beyanlardan anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bu taşınmaz yönünden eski BK’nun 42, 44 ve 98. maddeleri gözetilerek davacının bu taşınmazda katkısının olduğunun kabulü ile toplam 4631 TL katkı payı alacağının hüküm altına alınmasına karar verilmiştir. 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi de bu konuda hesaplamada gözönünde tutulmuştur. Mahkemenin bu yöndeki görüş ve gerekçesi Dairece de uygun görülmüştür.
Şu halde, davacı vekilinin 190 sayılı parselde bulunan dükkan bakımından mahkemece hükmedilen miktara yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan 4631 TL’ye ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
Davacı vekilinin araca ve 7648 parseldeki 13 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece, 7648 sayılı parselde bulunan 13 nolu bağımsız bölüme davacının bir katkısının olmadığı gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Dosyada bulunan tapu kaydına göre 7648 sayılı parselde bulunan 13 nolu bağımsız bölüm davalı Yusuf tarafından mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 02.07.1997 tarihinde alınmıştır. Davacı dava dilekçesinde, el işi, dikiş – nakış ve benzeri işler yaparak söz konusu taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu açıklamış, bu beyanı tanıklarca da doğrulanmıştır. Ne var ki, buna yönelik olarak davacının elde ettiği gelirin belirlenmesi mümkün olmamıştır. Bu tür işleri yapanlar açısından elde ettiği gelirin meslek odalarınca ya da dinlenecek tanıklardan sorulmak suretiyle aylık ya da yıllık kazancı belirlenemediği taktirde Daire uygulaması uyarınca 6098 sayılı TBK’nun 50 ve 51. maddeleri gözetilerek davacının taşınmaza yaptığı katkı gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarın mahkemece taktiri gerekmektedir.
Somut olayda, davacının el işi yaparak gelir elde ettiği anlaşılmakla birlikte elde edilen gelirin miktarının belirlenmesinde zorluk olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, meslek odalarından sorularak bu konuda bir sonuca ulaşılmadığı ve yine daha önce tanıklara da sorular yöneltilmek suretiyle haftalık, aylık ya da yıllık gelirinin belirlenememesi durumunda
TBK’nun 50 ve 51. maddeleri gözönünde tutularak hakkaniyete uygun bir tazminatın hüküm altına alınması dünüşülmelidir.
Öte yandan, dava konusu 31 S 0433 plakalı araç, 4721 sayılı TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 28.01.2008 tarihinde edinildiğinden ve TMK’nun 222. maddesi gereğince akside kamtlanamadığından aynı Kanun’un 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir. Edinilmiş mallar bakımından davacının çalışıp çalışmamasının ya da katkısının olduğunun veya olmadığının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. TMK’nun 222/son fıkrası uyarınca, bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Fıkrada belirtilen edinilmiş mal karinesi gereğince, söz konusu aracın kişisel mal olduğu yönündeki ispat yükü davalıya düşer. Davalıda bunun aksini kanıtlayamamıştır. O halde, aracın edinilmiş mal olduğu gözetilerek TMK’nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince karar tarihine en yakın tarihte belirlenecek aracın sürüm değerinin yarısı üzerinde davacının katılma alacağı olduğu kabul edilerek, bu yönde hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması anılan kanun hükümlerine aykırıdır.
Bundan ayrı, katkı payı alacağına konu mallar bakımından hüküm altına alınan miktar açısından istek halinde dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği halde karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru değildir. Katılma alacağı yönünden ise TMK’nun 239/son fıkrası uyarınca karar tarihinden itibaren faiz yürütülür. Her ne kadar davacı aleyhine olacak biçimde hüküm altına alınan ve yukarıda onanan 4631 TL katkı payı bakımından karar tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması doğru değil ise de, davacı vekilinin bu yöne açık bir temyizi bulunmadığından sadece …a değinilmiş olmakla yetinilmiş olup, bozma sebebi yapılmamıştır.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulüyle yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca, araç ve 7648 parsel yönünden BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 94,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 26.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.