Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2013/20774 E. 2014/17636 K. 01.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/20774
KARAR NO : 2014/17636
KARAR TARİHİ : 01.10.2014

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

… tarafından açılan mirasçılık belgesi davasının reddine dair Gaziantep 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 16.05.2014 gün ve 747/745 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı vekili, vekiledenlerinin babaannesi olan mirasbırakan …’ın 03.02.1946 tarihinde vefat ettiğini, mirasbırakanın nüfus kayıtlarında bekar olarak göründüğünü, ancak gayri resmi olarak … isimli şahısla evlendiğini ve bu evlilikten …,…,…,… ve … isimli çocukları olduğunu, bu çocuklardan da, … ve …’nun anne adının … olarak yazılı olduğu halde, …’nin anne isimlerinin … olarak yazıldığını, tüm bu hususlar göz önünde bulundurularak mirasbırakan …’ın mirasçılarını ve miras paylarını gösterir şekilde mirasçılık belgesi düzenlenmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak mirasçılık belgesi verilmesi istemini içeren davaların mirasçılardan biri veya kendisine mahkemelerce yetki verilmesi koşuluyla üçüncü kişiler tarafından hasımsız olarak açılması gerekir. Ne var ki, davacının mirasçılık sıfatına karşı çıkılması ve çekişme yaratılması halinde çekişme çıkartan kişiler hasım gösterilerek hasımlı dava açılması da mümkün bulunmaktadır. Bu halde hasımlı açılan dava sonucunda verilecek hükmün davanın tarafları arasında kesin hüküm oluşturacağı kuşkusuzdur.
Gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. ve 7. maddeleri hükümlerinde kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan herbirinin iddiasını, bir başka deyişle hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu, resmi sicil ve senetlerin belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturacağı, bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatının kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça her hangi bir şekle bağlı olmadığı açıklanmış, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 29, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 30. maddelerinde ise doğum ve ölümün, öncelikle nüfus sicilindeki kayıtlarla, nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir. Bu hükümler dikkate alındığında mirasçılık belgesi vermekle yükümlü Sulh Hukuk Mahkemelerinin miras bırakanın ölüm tarihini, ölüm tarihi itibariyle kimi veya kimleri mirasçı bıraktığını, bunlara mirastan ne oranda pay verileceğini öncelikle nüfus sicilindeki kayıtlara göre belirlenmesi gerekir. Miras bırakan nüfus sicilinde kayıtlı değil ise, böyle bir kişinin var olduğunun ve ne zaman öldüğünün, davacı ile mirasçılık bağının her türlü delille kanıtlanabileceği, bu konudaki ispat yükünün de davacı taraf üzerinde olacağı kuşkusuzdur. Miras bırakan, ölüm tarihi ve mirasçıları nüfus sicilinde kayıtlı ve belli olmasına rağmen sicildeki bu kayıtların yanlış olduğunun öne sürülmesi halinde, bu iddialar ancak nüfus kayıt düzeltimi veya tespiti davası sırasında ve bu davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemeleri’nce incelenip değerlendirilebilir. Mirasçılık belgesi vermekle yetkili Sulh Hukuk Mahkemeleri mirasçılık belgesine ilişkin davalarda kendi görevini aşan bu iddiaları inceleyemez ve resmi kayıtlar aksine karar veremez.
Somut olaya gelince, dosya içerisinde bulunan nüfus kayıtlarından … nüfusa kaytılı ..T.C. Numaralı …’ın bekar olarak 03.02.1946 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili, nüfus kayıtlarında bekar olarak görünen …’nın gayri resmi olarak … ile evlendiğini, ve bu evlilikten …, …, … isimli çocukları olduğunu, bu çocuklardan da, … ve …’nun anne adının … olarak yazılı olduğu halde, …’nin anne isimlerinin … olarak yazıldığını iddia etmektedir. Bu halde, Mahkemece davanın kabulüne karar verilebilmesi için ispat yükü üzerinde bulunan davacının görülen davada öncelikle kendi miras bırakanları olan … ile …’nın aynı kişi olduğunu ve …’nın gayri resmi bir birliktelikten çocukları bulunduğunu kanıtlaması gerektiği, mevcut nüfus kayıtları mahkeme kararı ile düzeltilmeden veya genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak bir dava sonucunda davacıların miras bırakanı … ile miras bırakan …’nın aynı kişi olduğu kesin hükme bağlanmadan, nüfus kayıtlarına ve nüfusta kayıt yok ise tanık beyanı ve diğer delillere göre mirasçılık belgesi vermekle görevli Sulh Hukuk Mahkemesinde böyle bir iddianın dinlenemeyeceği kuşkusuzdur.
Mahkemece az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek verilen karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/III-2. bendi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 01.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.