YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5043
KARAR NO : 2013/18125
KARAR TARİHİ : 02.12.2013
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı
… ile … aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair … Aile Mahkemesi’nden verilen 27.12.2012 gün ve 353/789 sayılı hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de; duruşma talebinin değer yönünden reddine karar verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, tarafların 1990 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içinde edinilen ve davalı adına tescil edilen 1153 ada 1711 parsel üzerindeki 15 nolu bağımsız bölümün yasal edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde satın alındığını, taşınmaz üzerinde tasfiye alacağı bulunduğunu açıklayarak, tasfiye payına düşen miktarın boşanma dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yersiz olduğunu, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma davasının 10.03.2011 tarihli duruşması sırasında karşı taraftan mal talebi bulunmadığını bildirdiği, beyanların hâkim huzurunda tutanağa geçirilerek imzalandığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki anlaşma dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 25.03.1990 tarihinde evlenmişler, 27.12.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 14.03.2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Evliliğin boşanmayla sona erdirilmesine karar verilmesi halinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer (TMK. m. 225/son). Taraflar arasında, evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TMK. m. 170.), 1 yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 s….. md. 10/1, 4721 s….. TMK md. 202/1.) Dava konusu 1153 ada 1711 parsel üzerindeki 15 nolu dubleks,15.01.2010 tarihinde ferdileştirme yoluyla davalı adına tescil edilmiştir.
Taraflar arasında görülen … Aile Mahkemesi’nin 10.03.2011 tarih 2010/816 Esas ve 2011/189 Karar sayılı boşanma dosyasının 10.03.2011 tarihli oturumunda davacı, “davalıdan mal talepleri” olmadığını belirtmişler ve tutanağa geçen beyanlarını imzalamışlar, 5 numaralı hüküm fıkrası ile de, “Tarafların kendileri için herhangi bir tazminat, nafaka, yer olmadığına” karar verilmiş, anılan karar temyiz edilmeksizin 14.03.2011 tarihinde kesinleşmiştir.
Boşanma dosyasında, az yukarıda yazılı beyanlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 gün 2009/2-158 Esas ve 2009/217 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi boşanmanın mali sonuçları üzerindeki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174.maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat, 175.maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası, şahsi eşyalarla ilgili anlaşmaya, kısaca boşanmanın ferilerine ilişkin olup, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağına konu yukarıda ada ve parsel numarası yazılı taşınmaz bu kapsam içinde değildir. Başka bir anlatımla; somut olayda, boşanma dosyası içeriğindeki beyanlarla tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri kabul edilemez.
Tarafların anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi konusunda anlaşma yapmaları zorunluluğu yoktur. Ancak, bu konuda anlaşma yapmaları mümkündür. Kural olarak, kabule ilişkin boşanma kararı kesinleşmedikçe eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinin yapılması olanağı bulunmamaktadır. Anlaşmalı boşanma davasında da karar kesinleşmeden mal rejiminin tasfiyesi mümkün olmadığı gibi, doğmayan haktan da feragat olmaz. Bu ilke evrensel bir hukuk kuralı olup uyulma zorunluluğu vardır. O halde, doğmayan haktan feragat olmaz ilkesi gözardı edilerek hüküm kurulması doğru değildir.
Hal böyle olunca, Mahkemece tarafların sundukları ve dosya içerisinde bulunan tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, eşler arasında mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Çekişmeli açılan boşanma davasının 10.03.2011 günlü ilk oturumunda; davacı vekili, tarafların boşanmasının tüm sonuçlarında anlaşmış olup, davayı anlaşmalı boşanma hükümlerine göre ıslah ettiklerini, müşterek çocuğun velayetinin davalı babaya bırakılacağını,
görüş gününü Mahkemenin takdirine bıraktıklarını, bunun dışında tarafların birbirlerinden herhangi bir tazminat, nafaka ve mal talepleri bulunmadığını, ayrıca yargılama gideri ve vekalet ücreti talebinin de bulunmadığını bildirmiş, duruşmada hazır olan davacı asıl … (…) de vekilinin beyanlarına katıldığını, davalıdan herhangi bir tazminat, nafaka ve mal talebi bulunmadığını açıklamıştır.
Davalı …’ın aynı şekilde açıkladığı beyanı üzerine Mahkemece, TMK’nun 166/3. maddesi uyarınca, tarafların boşanmalarına ve ayrıca “tarafların kendileri için herhangi bir tazminat, nafaka, yargılama gideri, vekalet ücreti ve mal talebi olmadığından, bu konularda karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Davacı bu defa, yönelttiği davada edinilmiş “mallara” katılma rejimi içinde alınan taşınmaz “mal”da hak ileri sürerek alacağını istemiş, Mahkemece yanların boşanma davası görülürken bu konuda anlaştıkları, davacı beyanının Mahkeme içi ikrar niteliğinde bulunduğu, eldeki davada kendilerini bağlayacağı, aksinin hakkın kötüye kullanılmasını teşkil edeceği gerekçesiyle dava ret edilmiştir.
Uyuşmazlık, yanların boşanma davası sırasında hakim huzurundaki beyanlarında yer alan “tarafların mal talepleri yoktur” şeklindeki ifadenin, eşler arasında “mal rejiminden kaynaklanan alacak” isteklerini de kapsayıp kapsamayacağı, buradan varılacak sonuca göre değer artış payı alacağı davasının esası ile ilgili delillerin toplanmasının gerekip gerekmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Daire çoğunluğunun gerekçesinde zikredilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 tarih ve 2009/2-158 Esas, 2009/217 Karar sayılı ilamında; “…somut olayda dayanılan protokolün (anlaşmanın) davacının katkı payı alacağına ilişkin beyan veya düzenleme içermediği açık bulunmasına göre tarafların aralarındaki akdi ilişkiyi tasfiye ettiklerinin kabul edilemeyeceği…” içtihat olunmuştur.
Oysa Mahkeme içi ikrar niteliğinde olup, kesin delil teşkil eden boşanma davasındaki davacı vekilinin ve davacı asılın imzalı beyanlarında açıkça “mal talepleri” olmadıklarını bildirmişler, davalı tarafın da mutabık kalması üzerine anlaşmalı boşanma gerçekleşmiştir. Davacı yan bu konuda irade fesadına uğratıldıklarını da ileri sürmemiştir.
Karara esas teşkil eden “…mal talebim yoktur…” biçimindeki beyanda yer verilen “mal” tabirinin, Türk Medeni Yasası’nın konu ile ilgili başlık ya da Kanun maddelerindeki “mal” kavramını ifade ettiği izahtan varestedir. Ezcümle buradaki “mal” tabiri, eşlerin sahip oldukları mal rejiminin tasfiyesi davalarına konu edilebilecek ve ekonomik değeri bulunan taşınır – taşınmaz varlıkların tamamını kapsamaktadır.
Davacı vekilinin 25.12.2012 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya emsal olarak sunulan Dairemiz’in 05.06.2012 gün ve 2012/3587-5314 sayılı kararının konu edildiği uyuşmazlık, Yerel Mahkemenin direnme kararı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.11.2013 günlü oturumunda, 2013/8-185 Esas 2013/1601 Karar sayısı ile hükme bağlanmış, ancak henüz gerekçesi açıklanmadığından, burada işaret edilmekle yetinilmiştir.
Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yanların boşanmalarına ilişkin kesinleşen kararın hüküm bölümünde de onaylanan, tarafların “mal talebim yoktur” şeklindeki Mahkeme içi ikrar niteliğindeki anlaşma beyanlarının, dava konusu mal rejimine dayalı alacak istemini de içerdiği, bu itibarla Yerel Mahkeme kararının doğru olup onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden, sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz. 02.12.2013