YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8321
KARAR NO : 2013/19010
KARAR TARİHİ : 12.12.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mirasın hükmen reddi
… ve müşterekleri ile miras bırakan … ve feri müdahil … aralarındaki mirasın hükmen reddi davasının reddine dair … 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 05.02.2013 gün ve 1127/128 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, mirasbırakanları …’in terekesinin borca atık olduğunu açıklayarak mirası kayıtsız şartsız red ettiklerini ve reddin tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Müdahil … Varlık Yönetim A.Ş. vekili, davacıların mirasbırakanın, firmanın borçlusu olduğunu, mirasbırakanın sağlığında başlatılmış, ölümü ile mirasçılarına yöneltilmiş icra takipleri bulunduğunu, davacıların mirasbırakanın ölümünden bir buçuk yıl sonra açtıkları davanın kötü niyetli olduğunu, ayrıca mirasın reddine ilişkin yasal başvuru süresinin de geçmiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1081 Esas 2012/1581 Karar sayılı dosyasının 11.12.2012 tarihinde karara çıktığı ancak henüz kesinleşmediği, derdest olduğu, açılan davanın da aynı kişiler tarafından, aynı kişinin mirasına yönelik reddi miras olduğu, bu nedenle HMK’nun 114/1-ı maddesi gereğince dava şartı yokluğundan açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, terekenin borca batık olduğunun tespiti hukuksal nedenine dayalı olarak TMK.nun 605/2. maddesi gereğince açılan mirasın hükmen reddi davasıdır. Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK. md. 605/2). Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zimnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz. Dava alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Bu davada, yetkili mahkeme ise alacaklıların davanın açıldığı zamandaki ikametgahı mahkemesidir. Ayrıca, TMK’nun velayet, vesayet ve miras hükümlerinin uygulanmasına ilişkin tüzüğünün 39/2. fıkrası gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması zorunludur.
Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir (HMK.m.33). Dava dilekçesi içeriğine, müdahil firma vekilinin dilekçesine ve yasal red süresi geçtikten sonra davanın açılmış olmasına göre, dava, ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczinin tespiti isteğine ilişkindir (TMK.605/2 m.). Gerek 743 sayılı Medeni Kanun’da, gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda bu tür uyuşmazlıkların mutlaka Sulh Hakimleri tarafından görüleceği hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. 23.12.1942 gün ve 24/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, mirasın hükmen reddi davasında görevli mahkeme borç miktarına göre belirlenir. Davanın açıldığı tarihten önce yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ise Asliye Hukuk ve Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olup olmadığını, tayin ve tespitte dava konusunun değeri ve miktarı ölçüsünü kaldırmış, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarda, görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır (HMK.m.2/1).
Kanunda bu konuda aksine bir düzenleme bulunmadığına göre, HMK’nun yürürlüğe girmesinden sonra açılacak terekenin borca batık olduğunun tespitine ilişkin davalarda davanın değeri ne olursa olsun Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Görev, kamu düzenine ilişkin olup, Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Bu durumda, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Kabule göre de; Mahkemece, her ne kadar, … 2 Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1081 Esas 2012/1581 Karar sayılı dosyasının 11.12.2012 tarihinde karara çıktığı, ancak, henüz kesinleşmediği, derdest olduğu, açılan davanın da aynı kişiler tarafından, aynı kişinin mirasına yönelik reddi miras olduğu, bu nedenle HMK’nun 114/1-ı maddesi gereğince dava şartı yokluğundan açılan davanın reddine karar verilmiş ise de; anılan dosyada görülen davanın mirasın gerçek reddi istemine ilişkin olduğu, iş bu davanın ise hükmen ret istemine ilişkin bulunduğu ve iki davanın hukuki sebebinin farklı olduğu Mahkemece göz ardı edilmiştir. Kaldı ki, … 2 Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1081 esas 2012/1581 karar sayılı dosyasında davanın takipsiz bırakılması nedeniyle mahkemece, dosyanın işlemden kaldırılmasına 29.05.2012 tarihinde karar verilmiş, bu tarihten üç aylık süre içerisinde davacılar tarafından yenilenmemiş olması nedeniyle de 13.12.2012 tarihinde, HMK.nun 150. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu karar taraflara tebliğ edilip kesinleşmeden 09.10.2012 tarihinde de bu dava açılmıştır. Davanın açılmamış sayılması kararı usule ilişkin nihai bir karardır. Zira mahkeme bu kararla davadan elini çekmiştir. Bu nedenle de temyizi mümkündür. Ancak, derdestlik yönünden kararın temyiz edilmeksizin veya temyiz aşaması sonucu kesinleşmesi gerekmez. HUMK.nun 409/5. maddesine göre mahkemece 3 aylık sürenin bitiminde kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilip kaydın kapatılması gerekmektedir. Hakimin böyle bir kararı vermemiş veya vermekte geçikmiş olması, taraflara bu tarihten sonra davayı yenileme hakkı kazandırmaz. Sürenin bittiği tarihte dava kanunen açılmamış hükmündedir. Hakimin kararı bu durumu tespitten ibarettir. Buna göre, dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren başka bir işleme gerek olmadan yasal olarak açılmamış sayılan bir davanın, bu konuda karar verilmediği ya da verilen kararın taraflara tebliğ edilmediği gerekçesi ile derdest olduğundan söz edilemez. Genelde Yargıtay uygulamaları da bu doğrultudadır. (H.G….. nun 18/09/1996 gün ve 1996/19-461-607 sayılı kararı) Bu bakımdan, Mahkemece dava şartının yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olması dahi doğru olmamıştır.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan tüm bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 12.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.