Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2013/87 E. 2013/10661 K. 08.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/87
KARAR NO : 2013/10661
KARAR TARİHİ : 08.07.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

… ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair … Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 03.11.2011 gün ve 302/486 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı … temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Maliye Hazinesi temsilcisi, dava dilekçesinde davalı … adına kadastro çalışmaları sırasında tespit ve tescil edilen 129 ada 41 sayılı parsel ile … adına tapuya bağlanan aynı ada 42 sayılı parselin bir bütün olduğunu, toplam miktarının 61.250 m2 olması gerektiğini, ancak 42 sayılı parsel ile … adına tespit edilen yerin miktarının 22.789,92 m2 olup, 12.576,88 m2’nin davalı adına belirlendiğini, 1974 yılından itibaren … Köyü’nden … … ve … tarafından kuruma ecrimisil ödemek suretiyle yeri kiraladıklarını, yapılan kadastro çalışmalarında 43 sayılı parselin davalı adına tapuya kaydedildiğini açıklayarak parselin tapu kaydının iptali ile … adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … 6.7.2011 tarihinde yapılan keşifte dava konusu yerin kendisiyle bir ilgisi bulunmadığını, adına yazılmasının nedenini bilmediğini, taşınmazın kendisine ait olmadığını ve …’ye ait olup olmadığını da bilmediğini bildirmiş beyanı okunup imzası alınmıştır.
Mahkemece, 129 ada 42 sayılı parsel kadastro tutanağının 28.11.1998 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşme tarihinden itibaren 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3.maddesinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra davanın açıldığı gerekçesiyle hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı … temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, …’nin mülkiyet hakkına ve kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak açtığı iptal ve tescil davasıdır.
Mahkemece, hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiş ise de, keşifte dinlenen uzman bilirkişi ziraat mühendisi raporunda, dava konusu 41 ve 42 sayılı parsellerin mera arazisi vasfında otlak niteliğinde bulunduğunu, üzerinde kendiliğinden yetişmiş bölgeye
ait çayır ve mera bitkisini çağrıştıran otlar mevcut olduğunu açıkladığına göre kadim ve tahsisli mera araştırılmasının yapılması zorunludur. Dava konusu 129 ada 41 sayılı parselin kadastro tutanağı dosya arasında bulunmamaktadır. Ancak tapu kaydına göre yapılan kadastro çalışmaları sırasında davalı … adına dava konusu 41 sayılı parsel tespit ve tescil edilmiş olup, kadastro tutanağı 21.5.1999 tarihinde kesinleşmiştir. Dosya arasında bulunan ve … adına tespit ve tescil edilen 129 ada 42 sayılı parselin 7.5.1993 tarih, 8 sıra nolu tapu kaydına dayalı olarak tespitinin yapıldığı saptanmıştır. Ancak dava dilekçesinde …’nin tapu kaydına dayanmadığı anlaşılmaktadır. Yargılama tutanakları üzerinde yapılan incelemede yargılamanın ikinci oturumunda keşif günü belirlenmiş, yerel bilirkişilerin keşif yerinde zabıtaca hazır bulundurulması istenilmiş ve tarafların tüm delillerinin keşif mahallinde hazır etmelerine karar verilmiş ancak, tanıkların ne şekilde dinleneceği konusunda bir açıklamaya yer verilmediği gibi tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri konusunda kendilerine herhangi bir süre ve imkan tanınmamıştır. 28.04.2011 tarihli yargılama oturumunda keşif için verilen ara kararları da az önce açıklandığı gibidir. Bu bakımdan verilen keşif ara kararının yöntemine uygun bir biçimde verildiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır. Tanık ve delillerin bildirilmesi konusunda, Mahkemece, herhangi bir süre ve imkan tanınmamış bulunması Anayasanın 36.maddesinde ifadesini bulan savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Bundan ayrı HMK’nunda tanıklar için yer alan hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanır. HMK’nun 261. maddesi gereğince (HUMK m.265) tanıklar ayrı ayrı dinlenir denildiğine göre yapılan keşifte dinlenen her üç yerel bilirkişinin tek kişiymiş gibi birlikte dinlenmesi anılan madde hükmüne aykırı olup, birlikte dinlenme halinde beyanlar arasındaki çelişki ortaya çıkmayacağından yüzleştirme suretiyle aykırılığın giderilmesinden de söz edilemez.
Öte yandan; dava konusu taşınmazın tarla niteliğiyle davalı adına tespit edildiği, bu nedenle kural olarak 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3.fıkrasında öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin Mahkemece uygulanması doğru gibi görülebilir ise de, az önce yukarıda açıklandığı üzere uzman bilirkişi olarak dinlenen ziraat mühendisinin raporuna göre 129 ada 41 ve 42 sayılı parsellerin kadim mera niteliğinde olduğu ve üzerlerinde mera bitki örtüsünü çağrıştıran otsu bitkilerin yer aldığı açıklandığına göre, öncesinin kadim mera niteliğinde bulunmaları halinde 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3.fıkrasında öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmaması söz konusu olabilir. Yani kadim mera veya orta mallardan sayılan taşınmazlar bakımından eskiden olduğu gibi 10 yıllık hak düşürücü süreye takılmadan bu gibi yerler hakkında her zaman … ve ilgili kamu tüzel kişileri ya da ilgililer tarafından davanın açılması mümkündür. 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un 2.maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. fıkrasına eklenen ek cümleye göre “…bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine … Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmüne yer verilmiş ve eklenen ek cümleyle orta mallar hakkında da 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması öngörülmüştü. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 12.5.2011 tarih ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı ilamıyla (Yür. T; 237. 2011 T’li R6) bu ek cümlenin iptal edildiği anlaşıldığından eskiden olduğu gibi orta mallar bakımından herhangi bir hak düşürücü süre söz konusu olmaksızın her zaman davanın açılması mümkün hale geldi.
Bu nedenle Mahkemece yapılacak iş, tarafların tanık ve delillerinin bildirmeleri için kendilerine süre ve imkan tanınması, zirai bilirkişinin raporuna göre taşınmazın kadim mera niteliğinde olduğu açıklandığından meradan yararı bulunmayan komşu köyler halkı arasından yerel bilirkişilerin Mahkemece belirlenmesi, aynı şekilde tarafların da meradan yararı
bulunmayan komşu köyleri halkı arasından yaşlı tanıklarını bildirmeleri konusunda kendilerine süre ve imkan tanınması, taşınmazın sınırları içerisinde bulunduğu … Köyü’ne ait kadim ve tahsisli mera kayıtlarının olup olmadığının Kadastro ve Tapu Müdürlüğü ile İl Özel İdare ve İlçe Özel İdare Müdürlükleri’nden sorulması, varsa kadim ve tahsisli meralara ait kayıt ve belgeler ile haritaların ilgili kurumlardan getirtilerek dosyaya eklenmesi, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 253 254 ve 259, maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, HMK’nun 261.maddesi gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların ayrı ayrı dinlenilmeleri, beyanlar arasında aykırılık bulunduğu taktirde aynı madde gereğince yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, kadim ve tahsisli mera kayıtları ile haritaların teknik, yerel bilirkişiler ve tanıklar aracılığıyla keşifte uygulanması, dava konusu 41 ve 42 sayılı parsellere komşu 39, 40, 43 ve 44 sayılı parseller ile uyuşmazlık konusu yapılan 41 sayılı parsele ait kadastro tutanağı ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları getirtilerek az önce açıklandığı gibi keşifte uygulanması, komşu kayıt ve belgelerin taşınmaz yönünü ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, daha önce götürülmeyen uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenmek suretiyle dava konusu yerin tarla niteliğiyle mi yoksa biçenek olarak mı (ot biçilmek suretiyle) kullanıldığı hususunun aynı zamanda yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak belirlenmesi, dava konusu yerin kadim mera sayılan yerlerden olup olmadığı konusunda zirai bilirkişiden gerekçeli ve denetime açık rapor istenilmesi, iptali istenen yerin kadim ve tahsisli mera kayıtları kapsamında kalmadığının saptanması halinde kadim meradan açılmak suretiyle elde edilen yerlerden olup olmadığı konusunda yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarına başvurulması, … ile davalı veya dava dışı kişiler arasında kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığının İlçe Mal Müdürlüğü’nden sorulması, davalının taşınmaz üzerinde aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla zilyetliğinin bulunup bulunmadığının yine yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle tespit edilmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Davacı … temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.