YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/960
KARAR NO : 2013/3153
KARAR TARİHİ : 11.03.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
… ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair … Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 29.11.2011 gün ve 32/282 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı … vekilleri dava dilekçelerinde; …Kadastro Mahkemesi’nin 1986/81 Esas ve 2006/6 Karar sayılı kararıyla 829 sayılı parselin davalı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, bu parselin 1930 yılından beri vekil edeni ve miras bırakanları tarafından tasarruf edildiğini, vekil edeninin babası …’nın 1951 yılında ölümünden sonra, 1962 yılında tüm mirasçıların olurlarıyla terekenin taksim edilmesi sonucu dava konusu yerin vekil edenine düştüğünü, halen onun tarafından tasarruf edildiğini, … Kadastro Mahkemesi’nden verilen davadan ve karardan vekil edeninin haberdar olmadığını, hükmün yokluğunda kurulduğunu, dava konusu parseli … ve annesi ile bir ilgisinin bulunmadığını açıklamışlar ve 829 sayılı parselin davalı adına bulunan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı … vekili 07.04.2009 havale tarihli cevap dilekçesinde; 1963 yılı itibariyle vekil edeninin taşınmaz üzerinde 20 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle Kadastro Mahkemesi’nde açılan dava sonucu … Kadastro Mahkemesi’nin 1986/81 ve 2006/6 sayılı Kararıyla vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin denetiminden geçerek hükmün kesinleştiğini, davacının 2006/1 Esas sayılı dosya ile bu yer için …’ye karşı açtığı davadan feragat ettiğini, feragatin HUMK.nun 95. maddesi uyarınca kesin hükmün sonuçlarını doğurduğunu, bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini, ayrıca davada hak düşürücü sürenin geçtiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “..dava konusu parselin öncesinde Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı olduğunu, 1968 yılında …’nca … adına dağıtımının yapıldığını, fakat Valilik onayından geçmemesi nedeniyle … adına tapu kaydının oluşmadığını, 1979/170 Esas sayılı dava dosyasıyla … Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava konusu yerin davalı olması nedeniyle kadastro çalışmaları sırasında malik hanesinin boş bırakıldığını, daha sonra dosyanın Kadastro Mahkemesi’ne devredilmesi sonucu anılan mahkemenin 1986/81 Esas ve 2006/6 Karar sayılı kararıyla davacı … adına tapuya
kayıt ve tesciline karar verildiğini, … adına oluşan tespitin iptal edildiğini, Yargıtay denetiminden geçerek 8.5.2008 tarihinde hükmün kesinleştiğini, taşınmazın tespit dışı bırakılan yerlerden olmadığını, TMK.nun 712, 713/2 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddelerinde yer alan istisnaların somut olayda gerçekleşmediğini, taşınmazın tapuda kayıtlı bir yer olması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini açıklayarak…” davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, … adına …nca tapu kaydının oluşturulduğu 2.1.1964 tarihinden geriye doğru kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak açılan iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, az önce açıklanan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dosya arasında bulunan … Kadastro Mahkemesi’ne ait 1986/81 Esas, 2006/6 Karar sayılı dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile eldeki dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın bulunduğu yörede 1963 yılında …’nca …’ye ait taşınmazlar bakımından belirtmelik tutanaklarının düzenlendiği, kadastronun 829 parselinin dayanağının …’nun 851 ada 1522 belirtmelik parsel numarası olduğu, işgalcinin … gösterildiği, aynı yerde, aynı ada 1523 parsel sayılı belirtmeliğin işgalcisinin … olarak belirtildiği, daha sonra …Komisyonu’nca gerçekleştirilmemesi üzerine, 851 ada 1522 belirtmelik parsel numarasıyla … adına 22.01.1964 tarih, 1294 sıra nolu tapu ile tapu kaydının oluştuğunun saptandığı, 9.11.1981 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında anılan tapu kaydına dayalı olarak … adına tespitin yapıldığı, ancak aynı yer hakkında Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın bulunması nedeniyle malik hanesinde Maliye Hazinesi yazılı ibaresinin çizildiği ve malik hanesinin bu şekilde boş bırakıldığı, davalı … tarafından … Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 1979/170 Esasıyla derdest davanın bulunması ve yapılan tapulama tespitine itiraz niteliğinde olması nedeniyle davanın … Kadastro Mahkemesine intikal ettirildiği, bu mahkemede yapılan yargılama sonucu, taşınmazın mera sayılan yerlerden olmadığı, zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacı … adına gerçekleştiği, gerekçesiyle … adına yapılan tespitin iptali ile dava konusu yerin (829 parselin) dahili davacı … adına (davayı açan annesi …oluyor, ölümüyle Yaşar dahili davacı olarak davaya giriyor) tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, söz edilen Kadastro Mahkemesi’nce verilen 11.7.2006 tarih ve 1986/81 Esas, 2006/6 Karar sayılı kararının davalı … vekili ile müdahil …tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2008 tarih ve 2008/4019 Esas, 2008/3286 Karar sayılı ilamıyla onandığı ve Yerel Mahkeme hükmünün böylece 29.07.2008 tarihinde kesinleştiği, davalı … adına tapu kaydının oluştuğu belirlenmiştir.
Davacı …, gerek Kadastro Mahkemesi’nde görülen davada taraf olarak yer almaması ve gerekse Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Hazineye karşı açtığı ve sonradan feragatla sonuçlandığı anlaşılan davada, davalı …’ın yer almaması nedeniyle her iki davanın eldeki dava bakımından kesin hüküm teşkil etmeyeceği açıktır. Kadastro Mahkemesi’nde davacı … yararına veya aleyhine verilmiş bir hükümden de söz edilemez. Bu nedenle, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 34 ve HUMK.nun 237. (HMK. m.303) maddeleri anlamında kesin hüküm oluşturmaz. Davacı ile davalının soy isimleri aynı olmakla birlikte dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden yakın akrabalık derecesi belirlenememiştir. …’nca belirlenen taşınmazlar bakımından kural olarak … adına tapu kaydının oluştuğu 02.01.1964 tarihinden geriye doğru davacı ya da davalının taşınmaz üzerinde aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla ve 20 yıllık kazanmayı sağlayan zilyetlik süresinin bulunup bulunmadığının araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Yani, 02.01.1944 tarihinden önce başlayan ve … adına tapu kaydının oluştuğu 02.01.1964 tarihine kadar taraflardan birinin taşınmaz üzerinde açıklanan unsurlar doğrultusunda 20 yıllık kazanma süresinin dolmuş bulunması gerekmektedir.
Mahkemece, 20.04.2010 tarihli yargılama oturumu ara kararı ile; keşif gününün 25.1.2010 günü olarak belirlendiği, ancak keşif mahallinde tanıklar hazır edildiği taktirde dinlenilmesine karar verildiği ve verilen keşifle ilgili bu ara kararının usule uygun bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, Kadastro Mahkemesi’nde dinlenen tanıklar ile eldeki dava dosyası bakımından yapılan keşifte dinlenen tanık beyanları arasında ciddi çelişkiler bulunduğu halde, Mahkemece, bu husus üzerinde durulmamıştır. Kadastro Mahkemesi’ndeki dosyada tanık olarak dinlenen İbrahim Bakırcı, dava konusu yerin davacı tarafından tasarruf edildiğini, davalının zilyet ve tasarrufunda bulunmadığını açıkladığı halde, eldeki dosya açısından 21.5.2010 tarihinde yapılan keşifte dinlenen aynı tanık, 1970 yılından önceki zilyetlik durumunu bilmediğini, 1970 yılından bu yana davacı …’ın taşınmazı ekip biçtiğini açıklamasına karşı, Mahkemece bu çelişki tanığa hatırlatılmamış ve giderilmemiştır.
HMK’nun 243. maddesi uyarınca, tanıklar ve yerel bilirkişiler öncelikle davetiye ile keşfe çağırılması ve uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle aynı Kanunun 259. maddesi gereği, keşif yerinde dinlenilmesi öngörülmüştür. Davetiyeye uyulmama halinde HMK’nun 245. maddesi uyarınca, işlem yapılması benimsenmiştir. Saptanan bu kanun maddeleri karşısında usule aykırı olarak tanıklar keşif mahallinde hazır edildiğinde dinlenilmesine karar verilmesi açıklanan nedenlerle doğru görülmemiştir. Davacının bildirdiği tanık listesinde, dinlenmeyen tanıklardan vazgeçme olmadığı halde, Mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin bu tanıkların dinlenilmemesi de yerinde değildir. Bu nedenle, yerel bilirkişi listesinde yer alan şahıslar ile, taraf tanıklarının HMK’nun 243, 244 ve 259 maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu taktirde bu çelişkinin yüzleştirilerek giderilmesi, Kadastro Mahkemesi’nde dinlenen tanıkların beyanları keşifte dinlenecek olan yerel bilirkişi ve tanıklara hatırlatılarak gerçeğe ulaşmanın sağlanması, taşınmaz üzerinde gerçekten davacı …’ın mı, yoksa davalı …’ın mı, zilyet ve tasarrufta bulunduğunun açıklığa kavuşturulması, 1943-1944 yılından itibaren … adına tapu kaydının oluştuğu 02.01.1964 tarihine kadar gerçek zilyedin saptanması, yerel bilirkişi ve tanıklara sorular yöneltilerek hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde olayın aydınlığa kavuşturulması, …’nın az önce açıklanan her iki beyanı hatırlatılarak gerçek durumun ne olduğunun tespit edilmesi, teknik bilirkişiden gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.