YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10047
KARAR NO : 2014/14910
KARAR TARİHİ : 09.09.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mülkiyetin tespiti
…ve müşterekleri ile … ve müşterekleri, davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri aralarındaki mülkiyetin tespiti davasının kabulüne dair …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 01.03.2013 gün ve 311/101 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar-karşı davalılar …ve müşterekleri vekili, … Mahallesi 837 ada 183 parselde tarafların hissedar olduklarını, taşınmaz üzerindeki yapının davacıların murisi…. tarafından yapıldığını ve davacılara ait olduğunu açıklayarak taşınmaz üzerindeki yapının davacıların murisi …. tarafından meydana getirildiğinin ve davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, karşı dava konusu yapının da tarafların kök murisi … tarafından meydana getirilmesi sebebiyle haksız karşı davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan … ve … 17.11.2011 tarihli imzalı beyanları, davalılardan … ise vekaletnamesinde yetkili olduğu anlaşılan vekili Av….’un 25.01.2013 havale tarihli dilekçesi ile davayı kabul etmişlerdir.
Davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri vekili, davacıların davasının iyiniyetli olmadığını, tarafların 837 ada 183 parseli de kamulaştırılan 837 ada 74 parsel gibi taksim ettiklerini, uzun yıllar bu şekilde kullandıklarını, hatta 837 ada 74 parselin hem arsa hem üzerindeki binanın Karayolları kamulaştırması sırasında tesbit edilen bedelinin taraflara hisseleri oranında paylaştırıldığını açıklayarak davanın reddini savunmuş, karşı davalarında ise karşı davacılar tarafından yapılmasına rağmen 837 ada 183 parsel üzerindeki binalara karşılık karşı davalılara bırakılan ve 837 ada 74 parselin kamulaştırılması sebebiyle karşı davalılara ödenen 6.114 TL’nin ödeme tarihinden geçerli yasal faizi ile karşı davalılardan tahsili ile karşı davacılara iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, açılan davanın kabulü ile …. Mahallesi 837 ada 183 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve bilirkişi …’in 19.11.2012 tarihli raporunda belirttiği toplam inşaat alanı 128,60 m2 olan binanın davacıların murisi … tarafından yapıldığının tespitine, açılan karşı davanın ise ispatlanamadığından reddine karar verilmesi üzerine hüküm davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Öncesi 05.03.1961 tarihinde kadastro yolu ile … oğlu … adına oluşan 837 ada 18 parselin ifrazı sonrası meydana gelen dava konusu yapının bulunduğu 837 ada 183 parsel 669,03 m2 ve bahçe vasfı ile 27.09.2010 tarihi itibarıyla paylı mülkiyet halinde taraflar adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Karşı davada kamulaştırıldığı bildirilen 837 ada 74 parsel ise yine 05.09.1961 tarihinde kadastro sebebiyle … oğlu … adına kayıtlı ve 22.01.2010 tarihinde intikalen taraflar adına tescil edilmiş iken 20.05.2010 tarihinde başlayan kamulaştırmalar sonrası tamamı 27.10.2010 tarihi itibarıyla Karayolları Genel Müdürlüğü adına tapuda kayıtlı durumdadır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, asıl davada dava konusu yapılan ve teknik bilirkişinin 128,60 m2 toplam inşaat alanına sahip olduğunu bildirdiği muhdesatın davacılar-karşı davalıların miras bırakanı …. tarafından yapıldığı gerek dinlenen tanık beyanları gerek dosya içindeki …. adına düzenlenen yapı ruhsatı ve eklerinden anlaşıldığına göre davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri vekilinin asıl dava ile ilgili verilen hükme yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, temyiz itirazlarının bu bölüm bakımından reddi ile asıl davada 837 ada 183 parsel üzerindeki yapı ile ilgili verilen muhdesatın davacılar-karşı davalılar murisi tarafından meydana getirildiğine ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA,
Davalılar-karşı davacılar … ve müşterekleri vekilinin karşı dava ile ilgili verilen redde yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece rıza-i taksimin varlığının ispatlanamadığı açıklanarak karşı davanın reddine karar verilmiştir. Karşı davada, 837 ada 74 parselin kamulaştırılması sebebiyle aslında taşınmaz üzerindeki yapı nedeniyle tamamı davalılar-karşı davacılara ödenmesi gereken kamulaştırılma bedelinin, aralarındaki rıza-i taksim ve 837 ada 183 parsel üzerindeki yapıda davalılar-karşı davacılara hak tanınması nedeniyle davacılar-karşı davalılara ödenen 6.114 TL’nin iadesi istenmektedir. Davalılar-karşı davacıların bu talebine yönelik dosyada herhangi bir delil toplanmadığı, asıl dava ile irtibat gözetilerek rıza-i taksimin ispat edilemediğinden hareketle redde karar verildiği görülmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki; T.C. Anayasası’nın 141/3 maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu’nun 19.6.1991 gün ve E:323, K:391;10.9.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. (Mülga HUMK’nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK’nun 27. maddesinin (HUMK’nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Temyize konu dosyada, karşı davadaki taleple ilgili olarak iddia ve rıza-i taksimin varlığının ispatlanmadığına yönelik cümle dışında herhangi bir söz, açıklama veya değerlendirme kısaca herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır. Gerekçede geçen bu cümlenin tek başına gerekçe olarak kabulü de mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek
gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; öncelikle karşı davadaki taleple ilgili taraflara delillerini sunmaları için süre ve imkan vermek, sunacakları delilleri toplamak, toplanacak tüm delilleri birlikte tartışıp değerlendirmek ve sonrasında özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. (Mülga HUMK’nun 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alınmadan, herhangi bir delil toplanmaksızın karşı davadaki taleple ilgili olarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar-karşı davacılar vekilinin karşı davanın reddine yönelen temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre işin esasına yönelen temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 782,40 TL peşin harcın onama harcına mahubu ile kalan 2.322,83 TL’nin temyiz eden davalılar-karşı davacılardan … ve müştereklerinden alınmasına, 09.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.