Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/1284 E. 2014/18637 K. 20.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1284
KARAR NO : 2014/18637
KARAR TARİHİ : 20.10.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhtesat aideyitinin tespiti

… ile … ve müşterekleri aralarındaki muhtesat aidiyetinin tespiti davasının reddine dair … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 09.04.2013 gün ve 39/164 sayılı hükmün …’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince … Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 20.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Dava, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen elbirliği mülkiyetine tabi taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesine ilişkindir.
Burada “muhtesat” deyimi ile anlatılmak istenen; taşınmazın dikey ve yatay kapsamında (TMK.md.718) kalan, bir şekilde taşınmazla bağı bulunan ve taşınmaz değerini arttırıcı nitelikteki ekonomik bir değer taşıyan sonradan meydana getirilmiş maddi unsurlardır. Bunlar taşınmazın üstünde olabileceği gibi, altında da olabilir.Yine, muhtesat eşya olarak “bütünleyici parça (TMK. md. 684)” veya “eklenti (TMK. md. 686)” niteliğinde de olabilir. Muhtesat tespiti davası bakımından önemli olan, bu maddi unsurların ana taşınmazla ekonomik bir bütünlük gösterip ana taşınmazla birlikte satılacak ve satış değerini arttırıcı etki yapacak nitelikte olmasıdır. Ancak bu nitelikteki muhtesatların bu davaya konu edilmeleri mümkün olup; aksi halde tespitte hukuki yarar olmayacaktır. Bu muhtesatlar. genellikle arz üzerindeki yapı, dikili ağaçlar ve diğer bitkilerdir. Kural olarak bunlar, üst toprağa tabidir (superfıcies solo cedit) ilkesi gereğince; toprağın mülkiyetine ve onun akıbetine tabi olacak; bağımsız biçimde mülkiyet hakkına konu olmayacaktır. Bu nedenle, muhtesat tespitinde mülkiyet hakkının tespitine karar verilemez. Ancak paylı mülkiyette hangi paydaş(lar)ın, elbirliği mülkiyetinde ise miras ortaklığına dahil terekedeki malın mahkemeden satışı yapılmak suretiyle paylaşılmasında, hangi mirasçı(lar)ın muhtesatı meydana getirdiği ve sebeple satış parasında payı dışında ayrıca hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi gerekir.
Tespit davaları konusunda önceki usul kanununda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) nda açıkça düzenlenmiştir (HMK.md. 106).Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin (hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta “güncel bir yaran” bulunmalıdır. Buna “hukuki yarar” şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanunda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur. Y.HGK.nun 06.10.2004 T.2004/7- 411 E. 2004/477 K.sayılı kararı; ….tespit davaları, … 20lO.sh. 127).Tespit davasının koşulları yönünden muhtesat tespiti davaları için aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir: (l) Muhtesatın tespitinin istenebilmesi için öncelikle paylı mülkiyete veya miras ortaklığına(terekeye) dahil taşınmaz veya taşınmazalar için açılmış “satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olması, (2) bu ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmeden önce bir muhtesat uyuşmazlığı çıkarılmış ve bu uyuşmazlığın davanın taraflarının tamamının anlaşmasıyla giderilememiş olması. (3) ortaklığın giderilmesi davasında anlaşılamaması durumunda mahkemece muhtesat için hak iddia eden taraf(lar)a bu konuda asliye hukuk mahkemesinde dava açma konusunda süre verilmesi ve bu konunun bekletici sorun yapılması (HMK. md. 165/2) gereklidir. Öyleyse, ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise-satış henüz yapılmamış olsa bile muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zeginleşme, TBK.md.77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir). Ayrıca, paydaş veya miras ortağı olmayanın (üçüncü kişilerin) ortaklığın giderilmesi davasında taraf sıfatı olmayacağından; muhtesat tespiti davası açma hakkının da bulunmadığının da kabulü gerekir. Bu konuda Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine 2004 yılında eklenen “… Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir…” şeklindeki 12. fıkra hükmü uyarınca başkasının arazisine ‘‘haksız inşaat (TMK.md.722 vd.) yapan ve ağaç diken zilyedin de istisnaen bu muhtesatın tespiti için dava açabileceğini de kabul etmek gerekir.
Nezdinde yukarda açıklanan nitelikte bir muhtesat tespiti davası açılmış olan asliye hukuk mahkemesi; yukarda açıklanan şekilde güncel hukuki yararın bulunup bulunmadığını bir dava şartı olarak inceleyecektir. Mahkeme hukuki yararın davanın devam ettiği süre içinde de mevcut olmasını da arayacaktır. Mahkeme usul hukuku yönünden yapacağı bu incelemeden sonra, hukuki yararın mevcut olduğu sonucuna varır ise, gösterilen delilere göre maddi hukuk yönünden incelemeye girişecek, keşif ve bilirkişi incelemesi de yapacaktır. Kanımca, muhtesatın kendi başına bağımsız bir bütünlüğünün bulunması gerekli değildir. Bu bakımdan bağımsız bir bütünlüğü olmamakla birlikte, taşınmazın bizzat kendisine veya üzerindeki yapı, bitki, ağaç gibi unsurlara yapılan ve satış parasına arttıcı etkide bulunacak nitelikteki zenginleştirme faaliyetlerinin de tespit edilmesi ve olası satış parası içindeki yansıma miktarının oransal olarak gösterilmesi ve bunun tespiti de mümkün olmalıdır. Zira tespit davası ile tespit edilecek husus bir hak ve hukuki ilişkiden ibarettir. Bu nedenle, aidiyeti çekişmeli olmamakla birlikte; tarla olan bir taşınmaz tesviye, nitelikli toprak taşıma ve gübreleme faaliyeti sonucu zengin bir toprak haline getirilmiş olabileceği gibi; verimsiz, yabani ağaçlar aşılanarak üstün cins haline getirilmiş; yine harap eski bir yapı yıkılıp yeniden yapılmış veya nitelikli bir tamirat ve yenileme ile zenginleştirilmiş de olabilir. Bu nedenle bütün bu zenginleştirme durumlarının tespit edilip, satış parasına yansıma durumunun kararda oransal olarak gösterilip tespit kararı verilmesi de mümkün olmalıdır. Diğer yandan, bazı durumlarda tespiti istenen muhtesatın taşınmazın olası satışında sürüm değerine hiçbir etki yaratmayacak nitelikte olması da mümkündür. Üzerinde yıkılması gerekli harap bir yapı (muhtesat) bulunan taşınmazın sürüm değerinin, sadece arsa değerinden ibaret olduğunun bilirkişice bildirilmesi durumu buna örnek olup; kanımca böyle bir olasılıkta, açılan tespit davasının mahkemece reddine karar verilmesi gerekir.
Davacı dava dilekçesiyle, taraflar arasında elbirliği mülkiyetine tabi olup, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen kat mülkiyeti kurulmuş ana yapının mesken niteliğindeki bağımsız bölümü için yaptığı tadilat ve dekorasyon giderlerinin taşınmazın satış değerini arttırıcı unsur olduğunu belirterek; bunların tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan tahkikat ve inceleme sonucu; yapılan yenileme/zenginleştirme giderleri hakkında ancak eda davası açılabileceği, tespit davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmü davacı temyiz emiştir.
Yukarda açıkladığım gibi; tespiti istenilen husus bağımsız olarak bir varlığa sahip olmasa bile; tespit davası ile amaçlanan; yapılan yenileme/zenginleştirme giderlerinin paylaşma (ortaklığın giderilmesi) davası sonucunda yapılacak satışta, paylaştırılacak satış bedeline yansıtılmasıdır. Yapılan giderlerin satış parasının miktarını arttırıcı etkisi bulunduğu takdirde, artırıcı etkinin bir oran olarak tespitine karar verilmesi mümkün olmalıdır. Tespit davası eda davasının öncüsü olduğuna ve henüz tereke malının paylaşılmasına karar verilmediğine göre; davacının bunu bir oran olarak tespit ettirmesinde hukuki yararı mevcuttur. Ayrıca bu imkan “usul ekonomisi ilkesi” ne (HMK.md.30) de uygun düşer. Kanımca mahkemece yapılacak iş; uygun bilirkişi (veya bilirkişiler) bulundurulmak suretiyle keşif yapılması suretiyle; meskende yapılan giderlerin neler olduğu ve bunların taşınmazın rayiç değerine arttırıcı etkisi bulunup bulunmadığının saptanması; arttırıcı etki yaratıyorsa taşınmazın davaya konu edilen giderler yapılmamış haldeki rayiç değeri ile giderler yapılmış haldeki mevcut rayiç değeri arasındaki farkın mevcut rayiç değere oranlanması suretiyle bir oran belirlenmesi; ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasında gerçekleşecek satış bedelinde, davacının tapu kaydındaki miras payı dışında, ayrıca belirlenen bu oranda hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi olmalıdır. Ne var ki,mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında görülen elbirliği mülkiyetine konu taşınmaz hakkında paylaşma davası mevcut olduğuna göre; temyiz edilen hükmün açıkladığım çerçevede inceleme yapılmak ve sonucuna göre karar verilmek üzere bozulması gerektiğini düşünüyor, değerli Çoğunluğun onama kararma katılmıyorum. 20.10.2014