YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15113
KARAR NO : 2014/19218
KARAR TARİHİ : 27.10.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Hazine ile … ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 19.06.2012 gün ve 182/290 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 3402 sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına 27.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu 50 parsel sayılı taşınmazın 70.41 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldığını açıklayarak bu kısma ilişkin tapu kaydının iptali ve kumluk niteliği ile tespit dışı bırakılmasına, bu yer üzerindeki bina veya muhdesatların kal’ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; idarenin belirlemiş olduğu kıyı kenar çizgisinin 13.07.1977 tarihinde tebligat yapılmaksızın kesinleştiğini, ayrıca 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlanmak için müracaat edildiğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, asıl ve birleştirilen davalar için; asıl davada davalılar … ile …’ın dava tarihinden önce ölmüş olmaları nedeniyle ölü kişi aleyhine dava açılamayacağından bu kişilerle ilgili davanın bu nedenle reddine, davalı … dava tarihinde malik olmadığından bu kişi aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar aleyhine açılan davanın reddine, birleşen dava yönünden davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu parsele ilişkin kadastro tutanağı fotokopisi getirilmiştir. 50 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğiyle 360 m2 olarak, 17.10.1969 tarih ve 76 nolu tapu kaydı esas alınarak 25.02.1970 tarihinde 1/3’er paylı olarak …. adına tespit edildiği, itirazlı olduğu anlaşılmıştır. Noksanın tamamlanması yoluyla getirtilen tapu kaydı ve tedavüllerinde dava konusu 50 nolu parselin 437.25 m2 olarak hükmen 18.12.1973 tarihinde tespit malikleri adına tescil edildiği daha sonraki tarihlerde pay satışı, ipka, intikal vs. işlemlere tabi tutulduğu görülmüştür. Dosya ekindeki Samsun Tapulama Mahkemesi’nin 29.12.1972 tarih, 1972/35-365 Esas ve Karar sayılı karar ve ekleri incelenmiştir. Davacının Hazine, davalıların … olduğu mahkemece dava konusu 50 nolu parselin 1.75 m2’lik kısmın kumluk olduğundan bu kısmın iptali ile tespit dışı bırakılmasına, arta kalan 437,75 m2’lik kısmın davalılar adına tespit gibi tesciline karar verildiği, kararın Hazine ile davalılara tebliğ edildiği, ancak temyiz edilmediğinden 04.10.1973 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Söz konusu Tapulama Mahkemesinin dosya kapsamı incelendiğinde, tapu fen memurunun 1/1000 ölçekli 25.12.1972 tarihli krokisi mevcuttur. Dava konusu 50 nolu parselin 1.75 m2’lik kısmının kumluk olduğu geri kalan kısmının ziraat arazisi olduğu ve 1.75 m2’lik kısmın tecvizi hata dahilinde olduğu belirtilmiştir. 19.12.1972 günü yapılan keşifte, jeolog bilirkişi dinlenmiştir. Beyanında, “nizalı parselin muhtelif yerlerinden 1-2 metre derinliğinde çukurlar kazarak tetkikat yaptım, numuneler aldım, kumluk kısmı fen ehline gösterdim. Raporumu bilahare mahkemeye ibraz edeceğim.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Fen ehli ise, “jeolog arkadaşın kültür arazisi ve deniz kumluğu kısımlarını tespit edip bana gösterdiği şekilde mikyaslı krokiyi yapıp mahkemeye ibraz edeceğim, notlarımı aldım.” biçiminde açıklama yapmış beyanını imzasıyla onaylamıştır. Söz konusu keşifte zirai bilirkişi görevlendirilmemiştir. Duruşma tutanakları incelenmiştir. Başkaca bir keşfin yapıldığına ilişkin oturum tutanaklarında ara kararın mevcut olmadığı gibi başka bir keşif zabtı da bulunmamaktadır. Ne var ki, keşif heyetinde ismi yazılı olmayan ve keşif zaptında imzası bulunmayan ziraat yüksek mühendisi… isimli kişinin bilirkişi olarak dosyaya sunduğu rapora göre, “arazi üzerinde yapmış olduğum sondalama neticesinde 50 nolu parselin tamamının ziraate elverişli kara toprağa haiz bir kültür arazisi olduğu tespit edilmiştir. Bu durumu üzerinde mevcut kültürel bitkiler ve komşu parsellerin mukayesesi neticesinde anlaşılmıştır.” biçimde olduğu görülmüştür. Bunların haricinde Tapulama Mahkemesi dosyası içerisinde başkaca bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, dava konusu 50 nolu parselin tespitine yapılan itiraz sonucunda Tapulama Mahkemesi’nce yukarıda yazılı olduğu üzere karar verilmiş ise de, öncelikle söz konusu karar Yargıtay denetiminden geçmemiştir. Ayrıca, karara esas ve bir fotokopisi alınan keşif zabtına göre, keşifte zirai bilirkişi görevlendirilmemiştir. Görevli olmayan bir kişiden bir fotokopisi alınan dosyada mevcut rapor alınmıştır. İtibar edilmesi mümkün değildir. Bundan öte, jeolog bilirkişi dosyaya rapor ibraz edeceğini beyan ettiği halde, dosya içerisinde yapılan tüm aramalara rağmen jeolog bilirkişinin raporu bulunamamıştır. Keşiften sonraki oturumlarda da, jeolog bilirkişinin rapor sunduğuna ilişkin mahkeme tutanaklarına herhangi bir bilgi yansımamıştır. Tapu fen memuru kendi yetki ve görev alanını aşarak taşınmazın bir kısmının kumluk büyük bölümünün tarım arazisi olduğunu rapor etmiştir. Tüm bu verilerden hareketle Tapulama Mahkemesi’nin kararı yolsuz tescil niteliğindedir. Bir başka anlatımla, kısmen ya da tamamen yok hükmündedir. Yolsuz tescil davası ile verilen kararlar herhangi bir süreye tabi tutulmaksızın her zaman kısmen veya tamamen iptalini istemek mümkündür.
Nitekim, somut olayda, Hazine vekili, dava konusu parselin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 70.41 m2’lik kısmının “kumluk” niteliğiyle ve kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldığından bahisle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, yapılan keşifte 3621 sayılı Yasa’nın 5 ve 9. maddeleri uyarınca görevlendirilen uzman bilirkişilerin raporları kapsamına göre, (14.05.2012 tarihli rapor ve eki kroki kapsamına göre), 50 nolu parselin A ile gösterilen kısmının 165.69 m2 ve B ile gösterilen kısmının ise 85.24 m2 olarak kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldığı ve binanın belirtilen ölçülerle tecavüzlü olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda incelemesi yapılan ve kesin hüküm olduğu iddia edilen karar belirtilen noksanlıklar nedeniyle yolsuz tescil niteliğinde olup, yok hükmünde olduğundan itibar edilmesi mümükün bulunmamaktadır. Açıkladığım bu nedenlerle yerel mahkemenin ölü kişiler ile dava tarihinde paydaş olmayan kişi yönünden vermiş olduğu red kararı sonucu itibariyle doğrudur, asıl dava dosyasında az yukarıda açıklandığı üzere verilen kararın onanmasına ancak, birleşen dava nedeniyle söz konusu parselin yukanda A ve B ile belirtilen kısımları kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldıkları tartışmasız olmakla davanın bu kısımlara yönelik olarak kabulü ile bu kısımlar yönünden yoksuz tescille oluşan tapunun iptali ile deniz kumluğu olarak tescil harici bırakılmasına, bu kısımdaki muhdesatların yıkımına karar verilmesi gerekirken, eksik İnceleme, hukuki nitelemede yanılma ve yolsuz tescil müessesesi göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Birleşen dosya için dahi onama kararı yönünde tecelli eden sayın çoğunluğun görüşlerine açıkladığım nedenlerle katılmam mümkün değildir. Belirttiğim nedenlerle, mahalli mahkemece birleşen dava dosyası nedeniyle vermiş olduğu kararın bozulması gerektiği kanaatindeyim. 27.10.2014
KARŞI OY YAZISI
Dava ile davacı … … Mahallesi, 50 Parsel sayılı 437,25 m2’lik taşınmazın 70,41 m2’lik bölümünün 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden kamu malı niteliğinde olduğu ve kişilerin mülkiyetinde kalamayacağını ileri sürerek; bu bölümün davalı adına mevcut tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak tapu sicilinden terkinine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme 5961.55m2’lik bölüm için iptal/terkin kararı vermiş; davalılar hükmü temyiz etmiştir.
Yapılan Tahkikat ve inceleme soncu mahkemece Samsun 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 28.12.1967 tarih ve 1967/385-965 Esas ve Karar sayılı kararıyla uyuşmazlığın çozüme bağlandığı, ortada kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmü davacı yan temyiz etmiştir.
Gerçekten de, anılan Samsun 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1967/385-965 Esas ve Karar sayılı dosyasının yine taraflar arasında görülen TMK.639.maddesi uyarınca açılmış “tescil davası”na ilişkin olduğu,davaya konu taşınmazın ilk defa bu davadan verilen tescil kararı sonucu bir kısım davalıların mirasbırakanı ve bir kısım davalıların satıcısı adına tescil edildiği, davanın … aleyhine açılmış olduğu; daha sonra aynı yerde tapulama tespiti yapıldığı, taşınmazın yine kıyı yönünden çekişmeye konu edildiği, Maliye Hazinesince açılan tapulama tespitine itiraz davası sonucunda, kıyı yönünden jeolog bilirkişi raporu da alınmak suretiyle verilen kararın (Samsun Tapulama Mahkemesinin 29.12.1972 Tarih Ve 1972/35-365 Esas ve karar sayılı kararı) 04.10.1973 tarihinde kesinleşmesiyle davalıların hak sahibi olduğu tapu kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Mahkemenin kesin hükmün varlığını kabul etmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ancak geçmişte yapılan kıyı belirlemesinin teknik yetersizlikler nedeniyle duruma uymadığı, komşu taşınmazlardaki kıyı durumuyla, davaya konu taşınmazın durumu arasında giderilmesi gereken bir eşitsizlik bulunduğu da bir vakıadır. Kesin hüküm aynı zamanda hukuki güvenlik ilkesinin de bir soncudur. Devlet hatalı da olsa bir mahkeme kararının varlığını göz ardı edemez. O halde Devlet’e düşen görev; oluşan hatanın giderilmesi için kamulaştırma işlemine başvurmaktır.
Kıyılar kamu malı olup; özel mülkiyete konu olmaz (TC. Anayasası m. 43, EMK. m. 641, TMK. m. 715, 3402 s. KK. m. 16, 3621 s. Kıyı Kanunu m.5;13.03.1972 tarih ve 7/4 sayılı YİBK). Tapu kayıt malikleri daha önceden mahkeme kararıyla hak sahibi oldukları mülkiyet hakkına ilişkin tapu kayıtlarının Devlet tarafından himaye görüp Devletçe korunacağı konusunda meşru bir beklentiye sahiptir. Bu meşru beklentinin korunması gerekir. Ne var ki; kamuya ait olması gereken taşınmazın deniz kıyısında kalan bölümünün gerçek kişilerin tasarrufunda kalması da doğru değildir. Bu bakımdan yüksek kamu yararı gereğince Devlet, özel kişilerin mülkiyet hakkına dokunabilir. Ülkemizin de taraf olduğu “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”nin (1) numaralı Protokolü’nün 1. maddesi kamu yararı gerektirdiği takdirde mülkiyet hakkından yoksun bırakılabileceğin kabul etmiştir. Bu bakımdan; Devletin davacı olarak kıyı olan bölümün tapu kaydının iptaliyle terkin kararı istemesinde kamu yararının olduğu açıktır. Ancak Devlete tanınan mülkiyet hakkından yoksun bırakmanın karşılıksız olacağı anlamını da çıkarmamak gerekir. Davalı, tapu siciline geçirilmiş ve bu şekilde uzun bir zamandır tasarrufunda bulunan taşınmazının bir bölümüne, Devletin kamu yararı gereğince el koyarak kamuya terk etmesi karşılığında, kendisine uygun bir bedelin tazminat olarak ödeneceği konusunda meşru bir beklenti hakkına sahiptir..
Açıklanan nedenlerle, “usul ekonomisi (HMK.md.30)” gereğince; Devletin bir kamulaştırma işlemine başvurması gerekmeksizin sorunun açılmış olan bu dava içinde çözümlenerek; kıyı olan yerden tüm kamunun, bu arada davalının da yararlanacağı dikkate alındığında “fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi” uygulanmak suretiyle, taşınmazın kıyı olarak belirlenen bölümü ve varsa üzerindeki sökülüp alınamayan sabit nitelikteki muhtesatlar için rayiç değere yakın miktarda bir bedelin (rayiç değer belirlenip kıyıdan davalının da yararlanacağı gözetilerek hakkaniyete uygun miktarda bir indirim yapılmak suretiyle bulunacak bedel) mahkemece uygun bilirkişi veya bilirkişiler vasıtasıyla tespit
ettirilmesi, davacı … Hazinesine bu bedeli depo etmesi için uygun süre verilmesi, bedel depo edilmediği takdirde davanın reddi; depo edildiği takdirde ise, bu bedel davalıya ödenmek suretiyle kıyı olan bölümün tapu kaydının iptal/terkini kararı verilmesi gerekir. Açıklanan yönde işlem yapılmak üzere hükmün bozulması gerektiğini düşünüyor; Sayın çoğunluğun hükmün esasına ilişkin onama kararına katılmıyorum. 27.10.2014