Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/16558 E. 2014/17238 K. 26.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16558
KARAR NO : 2014/17238
KARAR TARİHİ : 26.09.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil

… ile … aralarındaki tescil davasının reddine dair Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 09.05.2013 gün ve 621/796 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi Davacı … vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı … vekili, 17.07.2012 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; … Köyü, …. Mahallesi’ndeki doğusunda: yol, batısında: …. tarlası ve fundalık, güneyinde: 2462 nolu parsel, kuzeyinde: ….zeytinliği bulunan tahmini 2498.40 m2’lik taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, bu yerin 1955 yılında yapılan kadastro çalışmalarında “fundalık” olarak tespit dışı bırakıldığı, bu taşınmazın tamamının niteliği itibariyle zilyetlik yoluyla iktisabının mümkün olmadığı, ancak, dava dışı …. tarafından Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan ve 2006/259 Esasta kayıtlı tescil davasında: bu yerin zilyetlik yoluyla kazanma koşulları gerçekleşmediği için davanın reddine karar verildiğinden, bu taşınmazın her türlü işgal ve tecavüzden korunması için … adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Köy Tüzel Kişiliği’ne dava dilekçesi yöntemine uygun olarak tebliğ edilmiştir. Duruşmalara katılmamış ve yanıt vermemiştir.
Mahkemece, tescil harici bırakma işlemi de kadastral bir işlemdir. 1955 senesinde yapılan tapulama çalışmalarında …’nin dava konusu ettiği yerlerin “fundalık” vasfıyla tescil harici bırakıldığından ve bu gibi yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle …’nin bu davayı açmakta hukuki yararı olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde … vekili tarafından dilekçesinde yazılı sebeplerle bozma istekli olarak temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20036/259 Esas ve 2008/36 Karar sayılı dava dosyası ekte olmakla incelenmiştir. Davacısının: …., davalıların: … ve Köy Tüzel Kişiliği, davanın: kadastro çalışmalarında tescil harici bırakılan, sınırları dava dilekçesinde yazılı tahmini 5000 m2’lik yerin TMK’nun 713/1 maddesi uyarınca tescil isteğine ilişkin olduğu, yapılan yargılamaları sonucunda mahkemece dava konusu yerin dosyada mevcut fen bilirkişi raporunda belirtildiği

üzere A harfi ile gösterilen kısmının köklü kayalarla kaplı, B harfiyle gösterilen bölümünün bayır niteliğinde olduğu ve davacı yararına TMK’nun 713, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddesindeki koşullar gerçekleşmediğinden davanın reddine 05.02.2008 tarihinde karar verildiği, davacı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 29.06.2009 tarih ve 2009/8663-10944 Esas ve Karar sayılı kararıyla onandığı ve 15.09.2009 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Bilindiği üzere ve kural olarak; tapulama (kadastro) çalışmaları sırasında bayır, bor, yamaç, makilik, taşlık vs. gibi tescil harici bırakılan yerler ile hiç tapulaması yapılmamışta zilyetlik yoluyla tescili mümkün olan araziler için Medeni Kanun’un 639/1, TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddeleri uyarınca koşulları oluştuğu takdirde açılan tescil davalarının kabulle sonuçlanacağı, koşulları oluşmadığı takdirde ise red edileceği kuşkusuzdur. Ancak, TMK’nun 715. maddesinde belirtilen ve MK’nun 641. maddesindeki yerler ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde belirtilen taşınmazların zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılamayacağı, yine aynı kanunun 17. maddesindeki özgülemesi yapılan yerlerin dahi zilyetlik ve imar-ihya yoluyla iktisabının sağlanamayacağı kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, …’nin 3402 sayılı Yasa’nın 18. maddesi uyarınca tescil isteme hakkı mümkün ise de, davaya konu taşınmazın Muğla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/259 Esas, 2008/36 Karar sayılı Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen kararında da yazılı olduğu üzere karara esas alınan teknik bilirkişi raporunda A ile belirtilen kısmının köklü yerli kayalarla, B harfiyle gösterilen kısmın ise bayır niteliğinde olması ve 1955 yılındaki tapulamada fundalık niteliğiyle tescil harici bırakılması nedenleriyle özel mülkiyete konu olamayacak bu gibi yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca … adına tescili de olanaklı değildir. Esasen, …’nin dava dilekçesindeki açık ikrarı da bu yoldadır. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlara herhangi bir zamanda herhangi bir tecavüz olduğunda men ve kal davası açarak tecavüzün giderilmesi her zaman mümkündür. Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin red kararı usul ve yasaya uygun ve doğru olmakla mahkeme kararının açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 3402 sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 26.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava 1955 yılında yapılan tapulama sonucu “fundalık” niteliğiyle tespit dışı bırakılan devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazın “Maliye Hazinesi” adına tapuya tesciline ilişkindir.
Mahkemece, devletin kendi hüküm ve tasarrufundaki taşınmazın tapuya tescil edilmesinde hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş; hükmü davacı Maliye Hazinesi temyiz etmiştir.

Taşınmaz orman sınırı dışında bulunmaktadır. Bir taşınmazın fundalık olduğu gerekçesiyle tespit dışı bırakılmış olması orman rejimine tabi tutulmasını gerektirmez. Bir başka anlatımla, niteliği fundalık, çalılık olan her taşınmaz orman niteliğinde kabul edilemez. Tescili istenilen taşınmaz için gerçek kişi tarafından açılan ve red sonuçlanarak kesinleşen dava için yapılan keşif ve ölçümde alanın 2498,40 m2 olduğu; ilgili krokide (A) ile gösterilen 1036,09 m2’lik kısmının “kayalık”, (B) ile gösterilen 1462,31 m2’lik bölümünün ise zeytinlik haline getirildiği anlaşılmaktadır. Tescili istenilen taşınmazın çevresinde büyük ölçüde özel mülkiyete konu parseller bulunmaktadır. Taşınmaz küçük yüzölçümlüdür. 3402 sayılı Kadastro Kanunun 33/3. maddesindeki yollama uyarınca aynı kanunun 18. maddesi genel hüküm niteliğindedir. Anılan 18. madde “Tarım alanına dönüştürülebilmesi veya ekonomik olarak yarar sağlanması mümkün olan yerlerin … adına tespit ve tescil edileceğini” öngörmektedir. O halde davacı Maliye Hazinesi’nin bu davayı açmakta hukuki yararı mevcuttur. Ölçümde (B) ile gösterilen taşınmaz bölümünün davacı Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verilmek üzere, temyiz edilen hükmün bozulması gerektiğini düşünüyorum. 26.09.2014