YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1699
KARAR NO : 2014/18124
KARAR TARİHİ : 13.10.2014
MAHKEMESİ : Borçka Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 11/10/2013
NUMARASI : 2012/226-2013/361
Hazine ile F.. N.. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Borçka Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 11.10.2013 gün ve 226/361 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine vekili, Artvin İli, B.. İlçesi, D.. Köyü, B..mevkii, 206 ada, 2 parselde kayıtlı 3864 m2 yüzölçümlü taşınmazın kadastro çalışmaları sonucunda davalı F.. N.. adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın vasfı itibarıyla özel mülkiyete konu olamayacak, herhangi bir kişinin zilyetliğine veya kullanımına konu olmamış, Hazine’ye ait olması gereken bir taşınmaz olduğunu, taşınmazın davalı adına tescilinin hatalı olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 05.09.2012 tarihli cevap dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanları ile müvekkilinin dava konusu araziyi R.. K.. isimli kişiden köy senedi ile satın aldığını, dava konusu arazi ile çevresindeki arazilerin daha önce tek parsel olduğunu, daha sonra rızai taksim, miras ve köye yapılan bağlantı yolunun arsa üzerinden geçmesi nedeniyle bölünüp bugünkü halini aldığını, kadastro çalışmaları sırasında arazinin müvekkili adına tescil edildiğini, davacı Hazine’nin kadastro çalışmaları sırasında Hazine arazisi bildirimi yapmadığını, müvekkilinin 20 yıldan fazla zamandır araziyi kendi tasarrufu altında bulundurduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesinde “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise, imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.” denilmektedir. Dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve kamu hizmetine tahsis edilmediği hususu her iki tarafın da kabulündedir. Uyuşmazlık, taşınmazın masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen bir taşınmaz olup olmadığı noktasındadır. Davacı bu taşınmazın herhangi bir kimsenin zilyetliğine ve kullanımına konu olmadığını ileri sürmektedir. Ancak taşınmazın uzun yıllardan beridir davalının kullanımında olduğu hem kadastro tutanakları ile, hem de keşif sırasında dinlenen tanık beyanları ile sabittir. Hatta, kendisine ait arazinin Hazine adına tesciline neden olduğu düşüncesiyle davalıya husumet beslediği anlaşılan ve bu nedenle dava konusu arazinin araştırılması için Mal Müdürlüğü’ne dilekçe veren davacı tanığı A.. İ.. dahi, arazinin davalıya ait olduğu yönünde beyanda bulunmuştur. Her ne kadar Ziraat bilirkişi raporunda taşınmazın hali arazi vasfında olduğu, evveliyatında da tarım faaliyeti yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmadığı söylenmiş ise de, keşif sırasında mahkeme heyetince gözlemlendiği ve tanıklarca da beyan edildiği üzere, arazinin bu hale gelmiş olmasının sebebi çevrede yol yapımı için faaliyet gösteren firmaların araziden toprak ve taş almalarıdır. Arazinin bugün bu halde bulunması, davacının mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz.” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Bilindiği üzere ve kural olarak; taşınmazların imar ve ihyası 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca emek ve para sarf edilerek tamamlanması, tamamlandığı tarihten itibaren davasız ve aralıksız en az 20 yıl süreyle zilyetlik altında bulunması gerekir. Her ne kadar, keşif yerinde dinlenen tanık beyanları davacının zilyetlikle ilgili açıklamaları ile örtüşmekte ise de, söz konusu deliller taktiri delil niteliğindedir. Bunun bilimsel verilere uygun diğer delillerle desteklenmesi gerekir. Somut olayda, ziraat mühendisinin raporuna göre; taşınmaz yol ve hali arazi olup % 70-80 eğime sahip, üzerinde herhangi bir tarımsal faaliyet olmadığı, çevre parsellerle birlikte taş ocağı olarak kullanıldığından aşırı tahrip edildiği, taşınmazda ana kayanın ortaya çıktığı, lokal açık alanlarda orman altı bitki florası olan diken çalı ve eğrelti otları yer aldığı, toprak yapısı olarak organik maddece zengin humuslu bir yapı arzettiği, tarımsal faaliyet için yeterli toprak derinliği bulunmadığı, çevre parseller de benzer nitelikli hali arazi olup yüksek eğim nedeni ile toprak muhafaza karakteri taşımadığı, arazinin tarım arazisi vasfında olmadığı, hali arazi vasfı ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
Hal böyle olunca, mahallinde yeniden keşif yapılarak taşınmazın % 70-80 eğim oranı gözönüne alınarak, ayrıca, dosyaya sunulan ziraat bilirkişisinin raporuna ekli, fotoğraflarda taşlık olduğu izlenimi hasıl olduğundan; işin uzmanı ziraat mühendisi aracılığıyla öncelikle taşınmazın imar ve ihya işlemlerinin hangi tarihte tamamlandığı, sürülmekle tabandan taş çıkıp çıkmadığı, tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının bilimsel verilere uygun olarak hazırlanacak raporla tevsik edilmesi gerekmektedir.
Bundan ayrı; bir arazinin kullanım süresi ve niteliği ile üzerinde imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihin en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Hava fotoğraflarının eldeki dava için kadastro tespit tarihinden önceki geçmiş yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava konusu parselin tespitlerinin yapıldığı 2012 tarihinden önceki dava tarihine göre 20-30 yıl öncesine ait (1982-1992 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesi gerektiği Uzman Öğretim Üyelerinin yayınlarındaki görüşleridir. Dairenin kararlılık kazanmış içtihatları da bu yoldadır. Ayrıca, stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelenirse arazinin üç boyutlu görüleceği, taşınmazın sınırlarının belirlenebileceği ve bu amaçla ekilemeyen bakir alanların net biçimde tespitinin yapılabileceği bilinmelidir. (Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin yayınlarından, Doç. Dr. Mahmut Yüksel’in Toprak Etüd ve Haritalama kitabının 1995 yılı baskısı sh. 53.) Mahkemece uyuşmazlığın net bir biçimde çözülmesi için gerekli bulunan hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır.
Yukarıda ayrı ayrı açıklandığı üzere; Öğretim Üyesi seviyesinde ve öncelikle Ziraat Fakültesi Toprak Bölümünden bir Ziraat Mühendisi, bir Harita veya Kadastro Mühendisi ile bir Jeolog’dan oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu marifetiyle kadastro tespit tarihine göre 20-30 yıl öncesine ait ve iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının merciinden getirtilip stereoskop aletiyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yaptırılarak taşınmazın niteliğinin ve kullanım süresinin, imar-ihya işlemlerinin ne zaman tamamlandığı ve tamamlandığı tarihten itibaren davacı yararına 20 yıllık zamanaşamı süresi dolup dolmadığının belirlenmesi gerekir. Tanık ve yerel bilirkişi sözleri bilimsel esaslara göre hazırlanan uzman bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerine başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlenmeli ve uzman ziraat mühendisinden önceki raporda bulunan imar-ihya ile ilgili yukarıda belirtilen çelişkilerin giderilmesi sağlandıktan sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirme yapılarak ve ayrıca dosya içerisinde bulunan Artvin Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1993/18 sayılı dosyası ilgili yerden getirtilerek keşif yerinde tanık ve bilirkişiler eşliğinde taşınmaza uygulanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Davacı Hazine vekilinin, temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine 13.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.