YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/21337
KARAR NO : 2016/4898
KARAR TARİHİ : 17.03.2016
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : El Atmanın Önlenmesi, Yıkım
Hazine ile … ve … aralarındaki el atmanın önlenmesi, yıkım davasının kısmen kabulüne, kısmen kabulüne dair … Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 09.11.2010 gün ve 671/885 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Hazine vekili ve davalılar vekilleri tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine vekili, dava konusu 3338 parsel sayılı taşınmaz önünde, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yere, davalılar tarafından bahçe ve duvarı yapılmak üzere işgalde bulunulduğunu açıklayarak, dava konusu taşınmazın deniz tarafındaki Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yere vaki müdahalenin meni ile yapıların kaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüyle; 3338 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki 6.64 m2’lik taş duvar, doğusundaki 4.33 m2’lik taş duvarların deniz tarafındaki devletin hüküm ve tasarrufunda altında olan yere müdahalesinin meni ile 06.08.2010 tarihli bilirkişi raporu ve krokisinde A harfi ile gösterilen tuğla duvar ve bu duvarların üzerindeki beton balkonun yıkımına karar verilmesi üzerine, hüküm, davacı Hazine vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliler ve tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 08.02.2010 ve 03.08.2010 tarihlerinde keşif yapıldığı, 03.08.2010 tarihli keşifte hazır bulunan kadastro mühendisi …. tarafından hazırlanan 06.08.2010 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu’nun kıyı kenar çizgisini belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9.maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.l997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna; ancak 362l sayılı Kıyı Kanunu’nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine”işaret edilmiştir.
Öyle ise; öncelikle idare tarafından 362l sayılı Kanunun 9.maddesi hükmüne göre “kıyı kenar çizgisi” haritasının düzenlenip, düzenlenmediği araştırılmalı, ondan sonra, üç jeolog mühendisi veya yüksek mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla dava konusu yerde keşif yapılmalı; harita düzenlendiğinin ve 28.11.1997 tarih, 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda belirtildiği şekilde işlem gördüğünün, böylece davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının anlaşılması durumunda”kıyı kenar çizgisi” idarenin düzenlendiği harita ya değer verilerek saptanmalıdır. Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenip de anılan İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise, kıyı kenar çizgisi, bilimsel verilerden ve düzenlenmiş olmakla birlikte bağlayıcılık niteliğini kazanamamış haritadan delil olarak yararlanılarak belli edilmeli belirlenen çizgi tapu fen memuru sıfatını taşıyan bilirkişinin krokisine infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtılmalıdır.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekili ve davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 17.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.