YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/21912
KARAR NO : 2016/8644
KARAR TARİHİ : 11.05.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
… ve müşterekleri ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 21.11.2013 gün ve 12/359 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili, tarafların ortak murisi Huriye’den intikal eden terekenin taksiminde dava konusu 4275 parsel sayılı taşınmazın vekil edenlerine bırakıldığını açıklayarak, dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu 4275 parsel sayılı taşınmazın hükmen davalı adına tescil edildiğini, zamanaşımının dolduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu açıklanarak, dosya arasında bulunan bila tarihli senedin kadastro tespit tarihinden sonra, ancak hükmen kesinleşme (11.02.1991) tarihinden önce yapıldığının sabit olduğu, davacıların taksim sözleşmesi gereğince açtıkları davalardan vazgeçtikleri, davalının sözleşmeyi imzalamasına rağmen taşınmazı devretmediği, davacıların davasında haklı olduğu gerekçeleriyle, davanın kabulüne, 4275 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile davacılar adına eşit hisse ile tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm; davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın kesin hüküm ve hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin 16.05.2006 tarih 2004/333 Esas 2006/143 Karar sayılı ilk hüküm Dairemiz’in 09.11.2012 tarih ve 2012/7003 Esas 2012/10193 Karar sayılı ilamı ile özet olarak “ … …. Kadastro Mahkemesi’nin 1987/23 Esas ve 1990/149 Karar sayılı dosyasında verilen hükmün niteliği, davada dayanılan hukuki sebepler ile eldeki davada dayanılan hukuki sebeplerin farklı olması karşısında Kadastro Mahkemesinin eldeki dava bakımından kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen kararının, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 34 ve HUMK’nun 237. maddeleri anlamında kesin hüküm niteliğinde bulunmadığı tartışmasız, …eldeki davanın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi kapsamında değerlendirilmesinde; tüm dosya kapsamları ve belgeler ile “…henüz tapular alınamamış…” ibaresi gözetildiğinde anlaşmanın kadastro tespit tarihinden (06.05.1985) sonra, ancak kesinleşmeden (hükmen 11.02.1991) önce yapıldığı kanaatı oluştuğu, Mahkemece yapılacak araştırma ve inceleme sonucu böyle bir durumun saptanması halinde, somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. fıkrasının uygulama olanağının olmadığının düşünülmesi, iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak deliller ve anlaşma senedinin değerlendirilmesiyle sonuca ulaşılması gerekmekte” olduğuna işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu açıklanarak temyiz incelemesine konu yukarıda yazılı hüküm verilmiştir.
Bilindiği üzere ve kural olarak bozma ilamına uyulmakla davanın tarafları için lehte ve aleyhte usuli kazanılmış hak doğar. Her ne kadar usuli kazanılmış hak usul hukukunda açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararlarıyla usuli kazanılmış hakkın varlığı uygulamada kabul edilmiştir. (04.02.1959 gün ve 13/5 YİBK ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Bu hak mahkemelerce ve Yargıtay’ca ihlal edilemeyeceği gibi uyulan bozma ilamı çerçevesinde karar verilmesi zorunludur.
Mahkemece, Dairemizin yukarıda bahsi geçen 09.11.2012 tarih ve 2012/7003 Esas sayılı bozma ilamına uyulduğu belirtildiği halde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmeden hüküm kurulduğu belirlenmiştir. Her ne kadar Mahkemece, davaya konu bila tarihli “anlaşma ve zilyetliğin devri ile feragat kabul ve ibra senedimizdir” başlıklı sözleşmede, “……., … Kasabası, …. mevkiinde kain olup, aslen …’e ait iken itirazlı olduğundan tapuları henüz alınamamış 4378 ve 4275 numaralı parseller … tarafından kızları …., … ve … arasında eşit olarak paylaştırılacaktır… Bu cümleden olarak açtıkları davalardan vazgeçeceklerdir. Bu mahkemeler, Kadastro Mahkemesi’nin 1987/40, 22, 23, 24 ve 91 Esas sayılı dosyaları ile Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1986/47 Esas sayılı dosyalarıdır….” ibareleri dikkate alınarak sözleşmenin kadastro tespit tarihinden sonra ancak hükmen kesinleşme (11.02.1991) tarihinden önce yapıldığının sabit olduğu belirtilmiş ise de, senedin geçerliliği konusunda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Dairemiz’in bozma ilamında da işaret edildiği üzere; somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. fıkrasının uygulama olanağının olmadığının belirlenmesi halinde, iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak deliller ve anlaşma senedinin değerlendirilmesiyle sonuca ulaşılması gereklidir.
O halde Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak, yapılacak araştırma ve inceleme ile davaya konu anlaşma senedinin geçerliliğinin değerlendirilmesi, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması ile gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile usul, yasa ve bozma gereklerine uygun bulunmayan hükmün HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 94,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.