Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/22822 E. 2016/3186 K. 24.02.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/22822
KARAR NO : 2016/3186
KARAR TARİHİ : 24.02.2016

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak

… ile … aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının reddine dair … 2. Aile Mahkemesi’nden verilen 22.05.2014 gün ve 705/303 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, davalının 2002 yılında ayrılma teşebbüsünde bulunduğunu, çocukların araya girmesi üzerine “babanız arabayı ve evi benim adıma geçirirse ben de boşanmaktan vazgeçerim” deyince davacının “boyumuzdan büyük çocuklarımız var, bu kadar yıllık yuvamız yıkılmasın” diyerek 23 EU 077 plakalı araç ile tasfiyeye konu 1093 ada 4 parselde bulunan 8 nolu bağımsız bölümün mülkiyetini davalıya geçirdiğini, ancak davalının 2007 yılında boşanma davası açtığını, davanın reddedildiğini, 2011 yılında yeniden boşanma davası açtığını ve 3 yıllık fiili ayrılık nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verildiğini açıklayarak mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı … vekili, tasfiyeye konu taşınmazın davalıya bağışlandığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasında yapılan işlemin bağış niteliği taşıdığı, tasfiyeye konu taşınmazın davalının kişisel malı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Bağış 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285 vd.maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 2013, s.344, Yavuz,Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6.B, 2002, s.222).

Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez.
Devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.
Genel olarak, bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M.Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C.1, 3.B, 2013, s.205; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B, 2008, s.144).
Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Aile üyelerinin birlikte yararlanmaları ya da geleceğe yönelik yatırım yapmak amacıyla birlikte malvarlığı edinmeleri, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Uygulamada genelde, eşler arasındaki taşınmaz ya da araç devri resmi işlemde satış olarak gösterilmektedir. Davanın tarafları arasında yapılan resmi ya da yazılı işlemin muvazaası ancak yine yazılı belge ile ispatlanabilir. Görünürdeki resmi işlemi satış olan bu devrin gerçekte bağış olduğunu iddia eden eş iddiasını yazılı delille ispatlamadıkça işlem satış olarak kabul edilmelidir. Aksi ispatlanamadığı için gerçekte de satış olduğu kabul edilen eşler arasındaki devir, TMK’nun 222/son.maddesi uyarınca, satın alanın edinilmiş malı kabul edilir. Yani malik eş, kişisel malları ile karşılamak suretiyle satın aldığını ispatlamadıkça edinilmiş mal kabul edilecektir. Bu durumda, tasfiyeye konu malı üçüncü kişiden satın alması ile eşinden satın alması arasında fark bulunmamaktadır.
Davacı ve davalı eş arasında yapılan ve resmi işlemi satış gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını ve kavga etmiş eşlerin barışması, evi terk edenin dönmesi, boşanma davası açanın davadan vazgeçmesi, işlerinin yoğunluğu, zamanın sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticari kaygıların bulunması vs.saiklerle yapıldığı tarafların kabulünde olsa dahi, yani satışın gerçek olmadığını kabul etseler dahi, bu devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü, açıklanan nedenler yukarıda da açıklandığı gibi eşlerin ahlaki görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru ve uyumu ya da karşılıklı güvene dayanarak yapılmıştır. Bağış iradesi bulunmamaktadır. Bağış olarak değerlendirilmemelidir. Satış olmadığını kabul etmeleri demek, bağışı kabul etmek anlamına gelmemektedir.
Somut olayda, tapuda satış görünen işlemin bağış olduğu yani resmi işlemin muvazaalı yapıldığı yazılı belge ile kanıtlanamamıştır. TMK’nun 222/son.maddesine göre davalı eş satın aldığı tasfiyeye konu taşınmazın kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Tasfiyeye konu taşınmazın TMK’nun 219.maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulü ile davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden(TMK 229.m) ve denkleştirmeden(TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının(TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin(TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır(TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye taihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır(TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Eşler, 02.07.1976 tarihinde evlenmiş, 02.05.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir(TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı(743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 8 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 26.03.2002 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır(TMK 179.m).
Mahkemece, tüm taraf delilleri birlikte değerlendirilerek, yukarıda belirtilen ilkeler nazara alınarak ve talep miktarı da gözetilerek sonucuna göre işin esasına ilişkin bir karar verilmesi gerekirken bağış nedeniyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 24.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.