Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/25946 E. 2016/4763 K. 16.03.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/25946
KARAR NO : 2016/4763
KARAR TARİHİ : 16.03.2016

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesi

… ile … aralarındaki mal rejiminin tasfiyesi davasının reddine dair … 2. Aile Mahkemesi’nden verilen … sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen arsa ve üzerine inşa ettirilen bina yönünden mal rejiminin tasfiyesi ile alacağın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı …, usulune uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen cevap vermemiştir.
Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme, her ne kadar 01.01.2002 öncesi edinilen taşınmaza davacı tarafın katkısının ispatlanamadığı, 01.01.2002 sonrası yönünden ise davanın katılma alacağı talepli olarak açılmadığı gerekçesiyle davanın reddi kararı verilmiş ise de gerekçe dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır. Dava dilekçesinde davacı taraf; evlilik birliği içerisinde 1991 yılında alınan arsa ve 2005 yılında inşa ettirilen bina yönünden malların tasfiyesi ve edinilmiş mallara katılma rejimine göre paylaştırılması talebinde bulunmuştur.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olup; tasfiye talebi mal ayrılığı rejimi gereğince katkı payı alacağı ile edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince artık değere katılma alacağını da kapsamaktadır.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
./.
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemiz’in devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda ise, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK 222. m).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince taraflar, 19.06.1989 tarihinde evlenmiş, 18.07.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 11.09.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi ../.

geçerlidir (4722 sayılı Yasa’nın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 8 parsel sayılı taşınmaz, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 26.04.1991 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Boşanma dosyasında yer alan tarafların durum kaydına ilişkin SGK evraklarından davacı kadının 18.11.1985, davalı erkeğin ise 10.05.1983 işe giriş tarihi olup aktif olarak çalışmakta oldukları anlaşılmaktadır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 sayılı TMK 179 m).
Dosya kapsamında davalı asılın celselerde vermiş olduğu beyanlarıyla davacı kadının arsanın alımına ve binanın inşaatına katkısını kabul ettiği hususu sabittir. Mahkemece yapılması gereken öncelikle 1086 sayılı Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu 75. maddesine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “hâkimin davayı aydınlatma ödevi” ne ilişkin 31. maddesi uyarınca, bina yönünden katkı payı yahut katılma alacağı hakkı doğup doğmadığının tespiti için, davaya konu arsa üzerindeki binanın katlarının yapılış tarihleri ve taraflardan çalışma ile katkılarına ilişkin olarak açıklama istenilmesi, delillerin buna göre değerlendirilmesi, gerekirse arsa ve bina yönünden keşif yapılarak değer tespiti yapılması, tarafların evlilik tarihinden taşınmazın iktisap tarihine kadar olan çalışmalarını ve gelirlerini gösterir belgelerinin dosya içine getirtilmeye çalışılması ve yukarıda belirtilen ilkeler ışığında davacının katkı payı ve katılma alacağının bilirkişi eli ile hesaplattırılması; gelirlerin tespitine ilişkin yeterli veri elde edilememesi halinde ise, dosya kapsamında 02.07.2013 tarihli 13.590,00 TL alacak tespitine ilişkin hesap bilirkişi raporuna karşı, davalı asılın dördüncü oturumda yaptığı bir itirazının bulunmadığına ilişkin beyanı da gözetilerek TMK 4. ve TBK 50. madde uyarınca, hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranının takdir edilmesi, arsa ve binanın tespit edilecek toplam değeri ile çarpımı ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi olmalıdır. Mahkemece açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılmadan, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.