Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/3081 E. 2014/20289 K. 06.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/3081
KARAR NO : 2014/20289
KARAR TARİHİ : 06.11.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat aidiyetinin tespiti

… ile … ve müşterekleri aralarındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasının kabulüne dair … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 30.01.2013 gün ve 238/61 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine, hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere göre, dava konusu 1163 parsel sayılı taşınmaz üzerinde teknik bilirkişilerin 05.11.2012 tarihli rapor ve ekindeki krokide işaretlenip gösterilen 1 adet yığma biriketten yapılı 2 katlı ev, 1 adet garaj, 1 adet ağır ve 1 adet su deposundan meydana gelen muhdesatların davacı tarafından yaptırıldığının tespitine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı … vekilinin bu yöndeki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ne var ki; Mahkemece bahsi geçen muhdesatların tapunun beyanlar hanesine şerh edilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Hemen belirtmek gerekir ki; 743 sayılı eski ve halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kural olarak taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça nitelikli muhdesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabidir. Muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığı düşünülemez ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerindeki muhdesatın arzın maliki olan taşınmaz maliki dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm verilemez. Bu hukuksal olgu ve “çoğun içinde azı da vardır” kuralı dikkate alındığında, muhdesatın mülkiyetinin tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davanın kısmen kabulü ile, davaya konu muhdesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet tespitine ilişkin istemin ise reddine karar verilmesi gerekir. Ayrıca aynı Kanun’un 1006. maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddelerinde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde ise taşınmaz eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının

beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Açıklanan bu hükümlerin ayrığı niteliğindeki 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19. maddesinin birinci fıkrasında ise, tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Kadastro Kanunu’ndaki bu ayrık hüküm dışında Kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğünde taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca Mahkemece az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, dava konusu muhdesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi gerekirken, Kadastro Mahkemesi hakimi gibi yetki aşılarak muhdesatların tapuya şerh edilmesi şeklinde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm yerinin birinci fıkrasından “…tapunun beyanlar hanesine şerh edilmesi…” sözlerinin çıkarılmasına, sonuç itibari ile doğru olan hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.050,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.