YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10120
KARAR NO : 2017/12865
KARAR TARİHİ : 12.10.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR :
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, borçlular ile davalı üçüncü kişi arasında yapılmış olan işlemlerin tamamen danışıklı ve alacağın tahsilinin olanaksız hale getirilmesi amacını güden işlemlerden ibaret olduğunu, haciz mahallinde borçluya ait evraklar bulunduğunu belirterek davanın kabulü ile davalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, haciz mahallinin bodrum katında bulunan evrakların borçlu şirket ile ilgisi olmadığını, alacaklının haciz yapması için herhangi bir fiili hukuki, organik bir bağın bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, borçlu şirket ve 3. kişi şirketin ortaklarının farklı kişiler olduğu, İstanbul 2 İcra Hukuk Mahkemesinin kesinleşen ilamı ile haciz uygulanan adresin borçlunun adresi olmadığı, 3. kişinin adresi olduğunun anlaşıldığı, davacı alacaklının, adresin ve haczedilen menkullerin borçluya ait olduğunu güçlü ve inandırıcı deliller ile ispat etmesi gerektiği, buna ilişkin delillerin dosyaya sunulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı alacaklı vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Dava konusu haciz mahallinde borçluya ait güncel bir çok evrak bulunmuştur. Öte yandan, borçlu haciz adresinden 10/08/2010 tarihinde ayrılmış olup, 12/08/2010 tarihinde ise davalı üçüncü kişi şube olarak faaliyete başlamıştır. Ayrıca, haciz mahallinde bulunan evraklardan 12.10.2010 tarihli faturada borçlu şirketin showroom adresi olarak haciz yapılan adres belirtilmiştir. Bunun yanında, davalı üçüncü kişi şirket, borcun doğum tarihinden sonra kurulduğu gibi, davalı üçüncü kişi ile borçlu şirketlerin faaliyet alanları da aynıdır. Buna göre, İİK’nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olup davanın İİK m. 99 gereğince alacaklı tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Bu yasal karinenin aksinin davalı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Davalı 3. kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan faturaların, tanzim tarihinin tekabül ettiği yıllara ait ticari defterlerin kapanış tasdiki yapılmamıştır. Ayrıca, haczin yapıldığı yere ilişkin sunulan kira sözleşmesi adi nitelikte olup sözleşme tarihi de borcun doğumundan sonradır. Bu durumda, davalı 3. kişi tarafından delil olarak sunulan belgeler, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler ve bu belgeler mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 438. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.