Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/10385 E. 2017/15817 K. 28.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10385
KARAR NO : 2017/15817
KARAR TARİHİ : 28.11.2017

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVATÜRÜ :Tapu İptali, Tescil ve Bedel

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin, davaya konu 6 ada 42 parseldeki bir kısım yeri 8.6.2001 tarihli satış sözleşmesi ile davalılardan satın alarak 14.000 … Sterlini ödeme yaptığını, ancak, taşınmazın, vekil edeninden habersizce diğer davalı …’a devredildiğini, vekil edeninin … ile de 4200 m2 yerin satışı için yeniden 29.5.2002 tarihli sözleşme yaparak, …’a da ayrıca bedel ödemek zorunda kaldığını, buna rağmen taşınmazın vekil edenine devredilmediği gibi, ödediği bedellerin iadesinin de yapılmadığını açıklayarak, 14.000 İngiliz Sterlininin dava tarihindeki karşılığı olan 36.722 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı …’dan tahsilini, diğer davalı … adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tescilini, olmaz ise 18.000 TL rayiç değerin davalı …’dan alınarak vekil edenine verilmesini istemiş, 20.9.2013 tarihli dilekkçesi ile de 18.000 TL olan talebini 65.000 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalılardan … satış sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını beyanla, diğer davalı … ise, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğunu ancak kimseye yer satmadığını beyanla davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; “8.6.2001 tarihli sözleşmedeki imzanın davalı …’ya ait olmadığı, … ile imzalanan 29.5.2002 tarihli sözleşmede, bedelin peşin olarak ödendiği yazılmış ise de, …’un bu bedeli almadığını beyan ettiği, davacının ise satış bedeli için 14.000 … Sterlini, masraflar için ise 9500 … Sterlini ödediğini ve bu bedelin 13.000 … Sterlininin banka kanalı ile ödediğini bildirdiğini, incelenen ödemeye ilişkin belgelerde ödeyen tarafında davacının, alacaklı tarafında ise davalı …’un olmadığı, yapılan ödeme ispatlansa dahi rayiç bedel talebinde bulunulamayacağı” gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Dava; tapuda kayıtlı taşınmazın tapu dışı yolla satın alınması nedenine dayalı iptal ve tescil, olmadığı takdirde bedel iadesi isteğine ilişkindir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Bilindiği üzere; tapulu taşınmazların satışı TMK’nun 706, BK’nun 213 (6098 sayılı TBK’nun 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez.Davacı, iptal ve tescile ilişkin isteğinin kabul edilmemesi halinde ödediği bedel yönünden tazminat talebinde de bulunmuştur. Harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. 10.07.1940 tarih 1939/2 Esas ve 1940/77 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre “Haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir.” Şu halde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre geçersiz sözleşmelerde, akdin geçersizliği sebebiyle her iki taraf verdiğini geri alabilir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan ve uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyreden enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir.Ayrıca, T.M.K’nun 4.maddesinde, “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir”, T.B.K’nun 50.maddesinde ise; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” düzenlemeleri mevcuttur.
Somut olaya gelince; davacı tarafından, gerek kendisinin, gerekse eşinin ve kardeşinin hesabından, davalılardan …’un eşi olduğu bildirilen Tevfik Tunç’un hesabına ödemeler yapıldığı beyan edilerek, ödeme belgeleri dosyaya sunulmuştur. Davacı ile davalı …’un eşi olduğu bildirilen Tevfik Tunç arasında başkaca alış veriş ilişkisi iddia ve ispat edilmiş değildir. Hal böyle olunca; Mahkemece, yapılması gereken iş, T.M.K’nun 4.ve T.B.K’nun 50.maddesindeki düzenlemeler gözönünde bulundurularak toplanmış ve toplanacak delillere göre, satış tarihindeki ödendiği ispat satış bedelinin belirlenmesi ve bu belirleme yapıldıktan sonra, yine toplanmış ve toplanacak delillere göre ve Denkleştirici Adalet İlkesi çerçevesinde, 10.07.1940 tarih ve 1939/2 , 1940/77 ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı YİBK kararlarının kapsamları ve Tefe-Üfe endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlar, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin saptanması, bu konuda uzman bilirkişilerden bir hukukçu, bir serbest muhasebeci ya da mali müşavir ve bir bankacıdan rapor alınması, oluşacak duruma göre bir karar verilmedir.Mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. SONUÇ: Davacı vekilinin, temyiz itirazları yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının 1 nolu bentte açıklanan nedenle reddine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 28.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.