Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/11462 E. 2017/14043 K. 30.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11462
KARAR NO : 2017/14043
KARAR TARİHİ : 30.10.2017

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Borçlu vekili şikayetinde; takibe dayanak İstanbul… 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/693 Esas 2014/577 Karar sayılı ilamında belirtilen bedelin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği halde ilama aykırı olarak icra emrinde “ İlamın kesinleşmesinden sonra kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz” talebinde bulunulduğunu, kaldı ki icra takibine konu alacağın 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un 1. Maddesinde belirtilen alacaklardan olmayıp bedel artırımına ilişkin bir alacak olduğunu belirterek ilama aykırı icra emrinin iptalini talep etmiştir.
Mahkemece, takibe konu ilamda asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verildiği halde icra emrinde ilama aykırı olarak ilamın kesinleştiği tarihten sonra işleyecek faizin kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz olarak dikkate alınmasının talep edildiğini, bu aykırılığın takibin iptalini gerektirmediğini, icra emrinin düzeltilmesi yolu ile aykırılığın giderilebileceğini açıklayarak davanın kabulüne, icra emrinin “….asıl alacağa ilamın kesinleştiği tarihe kadar geçen dönem için işleyecek yasal faiz, kesinleştiği tarihten sonra işleyecek kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz..” kısmının ” ….asıl alacağın yasal faizi ile tahsili..” şeklinde düzeltilmesine karar verilmiş, karar alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.
Kamulaştırmasız elatma davaları ugulamada sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve 2002/112 Esas 2003/33 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız elatma davaları; İBK., HGK. ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla yön bulmaktadır. Konunun Dairemizi ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda hükmedilen tazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve oranda olması gerektiği noktasındadır. Zira Kamulaştırma Yasası gecikme faizini öngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK. kararları ve Dairemizin istikrar bulmuş içtihatlarında; “Kamulaştırma bedelinin arttırılması

ilamlarında uygulanan T.C. Anayasası’nın 4709 sayılı Yasa’nın 18. maddesi ile değişik 46/son maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin hükme bağlanan arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı” hükmünden farklı olarak, kamulaştırmasız elatmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem olduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle uygulanacak faizin 3095 sayılı Yasa’da belirlenen yasal faiz olduğu belirtilerek, uygulama bugüne kadar yasal faizin uygulanması şeklinde sürdürülegelmiştir. Ancak, Anayasa’nın 35. maddesi ile koruma altına alınmış olan mülkiyet hakkının, hak sahibinin rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız elatma nedeniyle ihlali halinde, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat ödenmediği sürece, bir mülkten mahrum bırakılmanın genelde aşırı bir ihlal teşkil edeceği, yasal faiz oranında gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığı görüşü gerek öğretide gerekse uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkının ihlalinin, mahkemelerin, kamulaştırmasız elatmaya maruz kalan kişiler lehine hükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyon arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkan sağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adil tatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisine Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza elatarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlama olmakla, içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığı hukuki sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız elatmaya ilişkin ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasa’nın 46/son maddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Mahkemece, yukarıda belirlenen kurallar ışığında; kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan ilamın kesinleşmesinden sonra Anayasa’nın 46/son faizinin ugulanacağı nazara alınarak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.