Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/12133 E. 2017/14548 K. 06.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12133
KARAR NO : 2017/14548
KARAR TARİHİ : 06.11.2017

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı-birleşen davanın davacısı alacaklı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Asıl davada davacı 3.kişiler vekili, 13.05.2014 tarihinde haczedilen malların müvekkillerine ait olduğunu belirterek istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiş, birleşen davanın ise reddini talep etmiştir.
Asıl davada davalı alacaklı vekili, davacıların satın aldıklarını iddia ettikleri ürünlerin borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili hadiseleri göstermediklerini savunarak asıl davanın reddini, birleşen davanın da kabulünü istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davacılar ile borçlu şirket ve borçlu şirket temsilcisi arasında herhangi bir akrabalık bulunmadığı, dinlenen tanık beyanlarına göre davacıların bir kısmının mimar bir kısmının da inşaat işi yaptığı, taraflar arasında satış sözleşmeleri düzenlendiği, yapılan sözleşmelerden sonra borçlu şirket tarafından fatura kesildiği, menkul malların mülkiyetinin 3. kişilere devredildiği, satışların gerçek satış olduğunun anlaşıldığı gerekçesi ile asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı- birleşen davanın davacısı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak istemine, birleşen dava ise alacaklı tarafından 3. kişilere ve borçluya karşı açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1-Dava konusu haciz, takip talebinde yazılı adreste ve takibe dayanak ilamda belirtilen adreste yapılmıştır. Bu halde İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davacı alacaklı yararınadır. Karinenin aksinin davacı 3.kişi tarafından ispat edilmesi gerekir. İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan davacı üçüncü kişilerin dayandığı adi nitelikteki satım sözleşmeleri ve bu sözleşmeler uyarınca tanzim edilen faturalar her zaman temini mümkün olan belgelerden olup, anılan bu sözleşme ve faturaların borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıdığı görülmektedir. Buna göre karinenin aksinin kanıtlandığı kabul edilemez.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, asıl davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı- birleşen davanın davacısı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı- birleşen davanın davacısı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek bulunmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 06.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.