Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/12283 E. 2017/15887 K. 29.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12283
KARAR NO : 2017/15887
KARAR TARİHİ : 29.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi değerden reddedilmiş olmakla, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

… A R A R

Davacı vekili, dava konusu 559 ada 26 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak …Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/898 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, dava konusu taşınmazda bulunan, eski küçük ev hariç, taşınmazın değerini artırıcı ahır, hayvan sayası, su sondajı, elektrik tesisatı, taş fırın, ayaklı su deposu ve muhtelif ağaçların vekil edenine ait olduğunu belirterek bahse konu muhdesatların vekil edeni tarafından yapıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, dava konusu muhdesatların tarafların murisi tarafından yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, 559 ada, 26 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1 adet yaklaşık 25 yıllık 129,05 m2 alanlı tek katlı büyükbaş hayvan damı ve deponun, 1 adet yaklaşık 20 yıllık 102,68 m2 alanlı açık büyükbaş hayvan sayasının, 1 adet yaklaşık 10-15 yıllık 2,50 m3 hacimli ayaklı su deposunun, 1 adet sondaj kuyusunun ve dalgıç pompanın, yeraltı plastik su borularının,taşınmaza getirilen elektriğe ilişkin 5 adet A tipi direk, elektrik telleri, elektrik panosu ve aydınlatma tesisatının, taşınmazdaki ağaçlardan 2 adet 10 yaşında ayva ağacı, 3 adet 10-20 yaşlarında incir ağacı, 4 adet 10 yaşlarında kavak ağacı, 2 adet nar, 3 adet 8-15 yaşlarında şeftali ağacının davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, taş duvarlı fırına ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Dava konusu 559 ada 26 parsel sayılı taşınmaz kargir damı havi tarla niteliği ile davacı ile davalılar adına tapuda kayıtlıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların mülkiyetinin kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağı, muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Kural bu olmakla birlikte, ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina, ağaç vesaire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhdesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, muhdesatların kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya tüm paydaşların bu konuda ittifak etmemesi nedeniyle tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunduğu kabul edilmektedir.
Ne var ki; tespit edilen eşyanın bütünleyici parça niteliğinde bulunmadığı ve menkul eşya niteliğindeki eşyaların her zaman için maliki tarafından sökülerek alınıp götürülebileceği hususu ve ayrıca taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işler olduğu nazara alınmalıdır. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini arttıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını 818 sayılı B…..’nun 61 ve onu izleyen maddeleri (TBK’nun 77 ve devamı maddeleri) hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin yaptıkları giderler taşınmazın ortaklığının satılarak giderilmesi ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecektir. Bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de dava ve temyize konu muhdesatlar yönünden dosyada toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, dava dilekçesinde davacı tarafından meydana getirildiği iddia edilen muhdesatlardan hangilerinin teferruat niteliğinde olduğu ve bahse konu yapılara ilişkin olarak davacının yaptığı işlerin muhdesatları tamamlamaya yönelik iyileştirme gideri olup olmadığı hususu,tanık beyanları ve bilirkişi raporları uyarınca duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilememiştir.
O halde, yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında; mahkemece; bilirkişilerden ek rapor alınmak veyahut mahkemece gerekli görülürse yerinde yeniden keşif yapılmak sureti ile; dava konusu muhdesatların teferuat olup olmadığının belirlenmesi, yine tanıklara muhdesatların tamamının mı davacı tarafından yapıldığı yoksa, davacının muhdesatlarla ilgili iyileştirmeye yönelik işler mi yaptığı hususlarının ayrıntılı olarak sorulması, davacı tarafından yapılan işlemlerin iyileştirme kapsamına girip girmediğinin ve muhdesatların teferruat niteliğinde olup olmadığının tereddüte yol açmayacak şekilde belirlenmesi, iyileştirme gideri ve teferruat olduğunun tespiti halinde davacıların tespit davası açmakta hukuki yararlarının olmayacağının, sebepsiz zenginleşmeye dayalı eda davası açabileceğinin düşünülmesi gerekirken, eksik araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 29.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.