YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12892
KARAR NO : 2017/15566
KARAR TARİHİ : 27.11.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3.kişi vekili, 06.11.2013 tarihinde haczedilen menkul malların davacıya ait olduğunu belirterek davanın kabulü ile menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; getirtilen tapu kayıtlarından dava konusu haczin yapıldığı taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğu sabit ise de; davacı ile davalı borçlunun aynı ticaret unvanı altında aynı alanda faaliyet gösterdikleri, dava konusu haciz tutanağında ismi geçen ve kendisini bekçi Naki Saygı olarak tanıtan kişinin borçlu şirketin ortağı ve yetkili temsilcisi olduğu, iş yeri yetkilisi olarak ticaret unvanını kullanan kişiyle arasındaki soyadı benzerliği de dikkate alındığında, borçlu şirketin haciz adresinde faaliyete devam ettiğinin anlaşıldığı, bu nedenlerle İİK’nın 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin alacaklı yararına olduğu, bunun aksinin üçüncü kişi tarafından geçerli ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı üçüncü kişi tarafından sunulan elektrik faturaları ve abone kaydının karinenin aksini ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. vd maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-İİK’nun “Takibin Durması ve Düşmesi” başlıklı 193. maddesinin 1. ve 2.fırkalarında: “İflasın açılması, borçlu aleyhine haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin talepleri durdurur. Kararın kesinleşmesi ile bu takipler düşer…” düzenlemesi yer almaktadır.
Diğer yandan istihkak davasında geçerli haczin bulunması dava şartı olup yargılamanın her aşamasında, Mahkemece kendiliğinden (Re’sen) gözetilmesi gerekir.
Somut olayda, Mahkemece 29.04.2014 tarihli 2 nolu celsede dinlenen 3 ayrı tanığın beyanları incelendiğinde,tanıkların davalı takip borçlusu şirketin iflas ettiğini ifade ettikleri görülmektedir. Ancak mahkemece bu beyanlar dikkate alınarak gerçekten davalı takip borçlusunun iflasına karar verilip verilmediği, böyle bir iflas talebi varsa bu talebin işbu davaya dayanak takibin hangi aşamasına tekabül ettiği hususlarında araştırma yapılmamıştır. Bu sebeple, Mahkemece, takip borçlusunun iflasına karar verilip verilmediği araştırılarak bu araştırma sonucunda erişilecek bilgilere göre, davada İİK’nun 193/1-2 maddesinin uygulama alanı bulup bulmayacağı hususlarında değerlendirme yapılması gerekirken, anılan hususlar araştırılmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel Mahkeme hükmünün İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.