YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/13472
KARAR NO : 2015/21059
KARAR TARİHİ : 23.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 01/04/2015
NUMARASI :
DAVACI : Hazine
DAVALI : Y.. T.. vs.
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin
Hazine ile Y.. T.. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kabulüne dair Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 01.04.2015 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu Dairesinde hüküm tesis edildiğine göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 3402 sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına 23.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı Maliye Hazinesi tarafından açılan dava ile, davalıya ait bir parça taşınmazın bir bölümünün, 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden kamu malı niteliğinde olduğu ve kişilerin mülkiyetinde kalamayacağını ileri sürerek; bu bölümün davalılar adına mevcut tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak tapu sicilinden terkinine karar verilmesini istenilmiştir.
Yerel Mahkemece verilen 04.02.2010 tarihli kararla; davanın 3402 sayılı Kanunun 12.maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle reddine karar verilmiş, hükmü davacı Maliye Hazinesi esastan temyiz etmiştir. O tarihte bu nitelikteki davalarla ilgili mahkeme kararlarının temyiz incelemesini yapmakla görevli olan Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, temyiz edilen hükmü 06.05.2011 tarihli kararla “…davanın açıldığı tarih gözönüne alındığında 3402 sayılı Kanunun 5841 sayılı Kanunla değişik 12/3. maddesine göre (10) yılık hak düşürücü sürenin geçtiği gözönüne alınarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı… ancak harç ve yargılama giderleri yönünden 3402 sayılı Kanunun değişik 36/A maddesi gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği… gerekçesiyle hükmü sadece yargılama gideri yönünden bozmuştur. Yerel mahkeme bozma kararına uymuş, verdiği
-//-
26.07.2011 tarihli kararla davanın esası hakkında verilen ret kararı kesinleşmiş olduğundan bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacı hazinenin yaptığı yargılama giderlerinin ve davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Bu kararı davacı Hazine vekili temyiz etmiştir. Temyizi inceleyen Dairemiz (Y. 8. H.D.) verdiği 30.09.2013 tarihli kararında “ …3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin Maliye Hazinesi tarafından açılan davalarda da uygulanacağına ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, iptal kararının 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiği, derdest davalarda bu durumun gözetilmesi gerektiği, bu iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmamış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, kamu düzeni ilkesi gereğince, daha önce hak düşürücü süreden verilen ret kararının doğruluğundan söz edilemeyeceği, Yargıtay’ın 28.11.1997 tarih ve 5/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı doğrultusunda davanın esasının incelenmesi ve yargılama gideri ve vekalet ücreti konsunda 3402. Sayılı Kanun’un değişik 36/A maddesi gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği …açıklanarak bozma kararı vermiştir. Yerel mahkeme bu bozma kararına da uyma kararı vererek, teknik bilirkişi krokisini esas alarak davanın kısmen kabul kararı vermiş; bu kez hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının (sebeplerinin) kapsamı dışında kalmış olan kısımları (bölümleri) kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme bozma kararının kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Yani kesinleşmiş olan bu bölümler, o bölümler lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, Cilt V, İstanbul 2001, sh. 4762). Bu sonuç, aynı zamanda Yargıtay’ın 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın da bir gereğidir. Yargıtay’ın bu konuda pek çok emsal kararı bulunmaktadır (bkz.Y.HGK.nun 22.04.1999 tarih, 11/290-296 sayılı kararı). Yargıtay, tarafların bildirdiği temyiz sebepleriyle bağlı değilse de (HUMK.m.439/2), tarafların temyiz talebiyle bağlıdır. Yarğıtay hükmün temyiz edilmeyen(ve bu nedenle de kesinleşen) bölümü hakkında temyiz incelemesi yapamaz ve hükmün temyiz edilmeyen bölümünü bozamaz. HUMK.439/2.maddesi hükmü, hükmün yalnız temyiz edilen bölümü hakkında uygulanır (Baki Kuru, age.Cilt V, Sh.4626). Bu bakımdan, temyiz edilen hükmün, daha önce Yargıtay denetiminden geçerek, bozma konusu yapılmamış bölümleri, onama hükmünde olduğu ve varsayımsal onama kararı kesinleştiği takdirde; kısmi temyiz gibi sonuç doğurur ve hükmün onanmış sayılan bölümleri kesinleşir ve bu nedenle HUMK.nun 439/2. maddesi uyarınca, Yargıtay’ın tarafların gösterdiği temyiz sebepleriyle bağlı olmadığı gerekçesiyle yeniden temyiz denetime tabi tutulamaz.
“Kamu düzeni ilkesi” atlanmış veya gündeme gelmiş olsa bile, yerel mahkeme kararlarının kesinleşen bölümleri hakkında, hükmün kesinleşmeyen bölümleriyle ilgili temyiz incelemesi sırasında, kesinleşen bölümlerine yönelik yeniden temyiz incelemesi yapılamaz. Böyle bir durumda “kamu düzeni ilkesi” bir istisna teşkil etmez. Hükmün kesinleşen bölümleriyle ilgili olarak, Yargıtay’ın temyiz inceleme aşaması için yukarda açıklanan biçimde inceleme yapma yükümlülüğü, yerel mahkemelerin elindeki davaları sonuçlandırması bakımından da geçerlidir. Yerel mahkeme,temyiz süresinin geçirilmesi veya hükmün kısmen temyizi ya da Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu hükmün bir bölümünün bozmaya konu edilmemesi ve bu nedenlerle kesinleşmesine rağmen hükmün o bölümü hakkında kendiliğinden önceki hükme aykırı karar verir, ya da Yargıtay hükmün o bölümü kesinleştiği halde, o bölümü yeniden temyiz incelemesine tabi tutup o bölüm hakkında kesinleşme sonucuna aykırı olarak yeni bir karar verirse; bu kararların hukuki sonucu ne olacaktır? Kuşkusuz, bu şekildeki yerel mahkeme kararlarının temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Ancak Yargıtay bu şekilde hatalı bir bozma kararı verip, yerel mahkeme bu bozma kararına direnmezse ne olacaktır? Yargıtay uygulaması ve öğreti görüşü, bu gibi kararların “yokluk” hükmüyle sakat olacağı ve Yargıtay’ın haber aldığı böyle bir yanlışlığı düzeltilebileceği şeklindedir (Baki Kuru;age.Cilt V. sh.4565; Y.7.HD. 18.19.1985 t.371/11115 Esas ve Karar-YKD 1985/12,sh.1795; Y.9.HD.
-//-
13.12.1967 t.1057/1095- M. Çemberci-İŞ Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 1969, sh.205). Varılan bu sonuçlar, aynı zamanda Medeni Usul Hukuku’nun temel ilkelerinden “hukuki güvenlik ilkesi”nin de bir gereğidir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi; Hukuk Devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup, mevcut emredici hukuk kurallarının herkese eşit şekilde ve düzgün bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasası’nın 2. maddesi’nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk Devleti kişilerin hukuki güvenliğini sağlayan bir devlettir. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk kurallarının onu koyanlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır. T.C. Anayasa’sının 36. maddesi; “Herkes… adil yargılanma hakkına sahiptir.”hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6. maddesinde; “Herkes…davasının …hakkaniyete uygun… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir. Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, “silahların eşitliği ilkesi”dir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir. Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk Devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir Devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir. Hukuk Devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde Devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir. Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen esas yönünden davanın reddine ilişkin 22.10.2009 tarihli karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin yukarda belirtilen bozma ilamıyla bozmaya konu edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, Yargıtayca yeniden bozmaya konu edilmesi, yerel mahkemenin bozmanın kapsamı dışına çıkarak yeniden karar vermesi; kamu düzenini bozacak ve hukuki güvenlik ilkesini çiğneyecek bir sonuç yaratır. Kısmi kesinleşme suretiyle davanın esası hakkındaki davanın reddi kararı kesinleşmiştir. İlamın kesinleşen bölümlerinin bozmaya konu edilen kesinleşmeyen bölümleriyle birlikte incelenip yeniden yargılamaya konu edilmesi usulü kazanılmış hak ilkesine aykırıdır. Dairemizin davanın esasına ilişkin son bozma kararı, yukarda açıklandığı gibi, yok hükmündedir. Yok hükmündeki bir bozma kararına yerel mahkemenin uyma kararı vermesi sonuç doğurmaz. Bu bakımdan, mahkemenin iptal/terkin kararının kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmek üzere bozulması gerektiğini düşünüyor; Değerli çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 23.11.2015