YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14762
KARAR NO : 2017/15464
KARAR TARİHİ : 16.11.2017
MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVATÜRÜ:Şikayet
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Borçlu vekilinin, müvekkili hakkında iflasın ertelenmesi davasında verilen tedbir kararı nedeniyle takibin durdurulmasını talep ettiği, İcra Müdürülüğünce işçilik alacağı ilamının İİK’nun 206/1. maddesi kapsamında kaldığından talebinin reddine karar verildiği, İcra Mahkemesinden ret kararının iptalinin talep edildiği, Mahkemece Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre alacağın tahakkuk tarihinin alacağın ilama bağlandığı 04/05/2015 karar tarihi olduğu, bu tarih iflasın ertelenmesi davası devam ederken 16/06/2014 tarihinde verilen tedbir kararından sonraki bir tarih olduğu gibi, alacağın İİK.nun 206/1.maddesindeki alacaklardan olması nedeniyle tedbir kararının istisnası kapsamında kaldığı gerekçesiyle, şikayetin kabulüne karar verildiği, aynı kararın hüküm kısmında da şikayetin kabulüne, … 1.İcra Müdürlüğü’nün 2015/11675 esas sayılı dosyasındaki 10/06/2015 tarihli Müdürlük işleminin iptali ile borçlu hakkında yapılan takibin durdurulmasına karar verildiği, hükmün alacaklı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Bu madde uyarınca, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. HMK’nun 298. maddesinde ise, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir.Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Somut olayda; Mahkemenin gerekçe kısmındaki açıklamaları ile hüküm fıkrasının çeliştiği görülmekte olup, HMK’nun 297. maddesi gereği mahkemece öncelikle anılan madde hükmü doğrultusunda gerekçe ve hüküm arasındaki çelişki giderilerek karar verilmesi gerekeceğinden, kararın bu nedenle bozulması yoluna gidilmiştir.SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle, İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,16.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.