Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/17453 E. 2016/5740 K. 29.03.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/17453
KARAR NO : 2016/5740
KARAR TARİHİ : 29.03.2016

MAHKEMESİ : Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı

… aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair …. Aile Mahkemesi’nden verilen 26.05.2015 gün ve 717/468 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.03.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden … bizzat ve vekili Av. … geldiler. Karşı taraftan davalı vekili Av. … geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … vekili, tarafların 2005 yılında anlaşmalı olarak protokol düzenlenmek suretiyle boşandıklarını, davalının protokol gereklerini yerine getirmeyerek müşterek çocuk hakkında iştirak nafakası davası açarak kazandığını, dolayısı ile protokolden dönüldüğünü ileri sürerek evlilik birliği içerisinde edinilen ve % 50 oranında katkı sağladığı 5810 ada 5 parsel nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000 TL katkı payı alacağının yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı … vekili, davacının taşınmazın alınmasına katkısı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin(TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi(TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir(TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir.Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 21.07.1994 tarihinde evlenmiş, 20.05.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 5810 ada 5 parsel 25 nolu bağımsız işyeri, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 07.01.2000 tarihinde satın alınarak davalı eş adına tescil edilmiştir. Davacı erkek; fizyoterapist, davalı kadın ise;hekim olarak çalışmaktadırlar. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 s.lı TMK 179 m).
Mahkemece, yazılı nedenlerle davanın reddine karar verilmiş ise de ulaşılan sonuç toplanan deliller ve dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, taraflarca, boşanma aşamasında düzenlenen protokolde; 5810 ada 5 parsel üzerindeki işyerinin mülkiyetinin davalı …’de kalacağı, kira gelirinin küçük çocukların 18 yaşına kadar yetişmesi için nafaka olarak kabul edileceği, davacı eşin başka nafaka ödemeyeceği, yasal nafaka süresi bittikten sonra taşınmazın davalıda kalacağı ve Süreyya’nın her hangi bir hak talebinde bulunmayacağı kararlaştırılmış ve protokol taraflarca kabul edilmiştir. Hal böyle iken davalı kadın, müşterek çocuklar için nafaka talep etmiş, …. Aile Mahkemesi’nin 2010/103-684 esas ve karar sayılı ilamı ile müşterek çocuklar için toplam 900 TL iştirak nafakasına hükmedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davalı Mine, iştirak nafakası davası açmak suretiyle protokolden döndüğüne göre, davacının da protokole bağlı kalmaksızın dava konusu taşınmazın alınmasına yaptığı katkıdan dolayı katkı payı alacağı isteme hakkı bulunmaktadır.
Bu açıklamalara göre, tarafların gelirleri ile davacının talebi dikkate alınarak taşınmazın alınmasına yaptığı katkı oranının tespit edilmesi, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde davacının katkı payı alacağının belirlenmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edinilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.350,00 TL.Avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.