YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/2770
KARAR NO : 2015/20508
KARAR TARİHİ : 16.11.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi, ecrimisil
… ile … aralarındaki dava hakkında … 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 11.04.2013 tarih ve 678/165 sayılı hükmün Daire’nin 20.10.2014 gün ve 2014/688 Esas-2014/18643 Karar sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu binanın davacının miras bırakanı ….e ait iken ölümü ile mirasçılarına kaldığını ne var ki davalının söz konusu binayı uzun zamandan beri işgal etmekte olduğunu, davalı tarafa noter aracılığıyla söz konusu yeri tahliye etmesi için ihtarname gönderildiğini ve tebliğ edildiğini açıklayarak davanın haksız elatmasının önlenmesine, haksız işgal nedeniyle beş yıllık ecrimisil tutarı olan 5000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, söz konusu evi …. isimli kişiden haricen satın aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu evin davacının babası tarafından satıldığı ve iddianın ispatlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 20.10.2014 tarih, 2014/688-18643 esas ve karar sayılı ilamıyla; dava konusu evin üzerinde bulunduğu 8043 ada 8 nolu parselin davacı ya da murisleri adına kayıtlı olmadığı, … ve 3.kişiler adına kayıtlı olduğu, talebin zilyetliğe dayalı olduğu, dolayısıyla sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili bu sefer 02.01.2015 tarihli karar düzeltme dilekçesiyle davanın hakka dayalı olduğundan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu belirterek bozma ilamının ortadan kaldırılmasıyla yerel mahkeme kararının esastan bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
1-Davacının mahkemenin görevli olduğuna dair itirazlarının incelenmesinde;
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; davacının murisi ….. 16.12.2003 tarihinde ölümüyle geriye eşi….ile müşterek çocukları … ve…..’ün kaldıkları anlaşılmıştır. Davacının haricen düzenlenip noter aracılığıyla gönderdiği 27.09.2011 tarih ve 28577 yevmiye numaralı ihtarname fotokopisi dosyadadır. …. tarafından 05.08.1996 tarihli 2981/3290 sayılı Kanuna göre müracaat formu fotokopi dilekçe ekindedir. 8043 ada 8 nolu parsele ilişkin tapu kaydı getirilmiştir. İmar uygulaması
sonucu 77/537 pay ….. adına, 381/537 pay … Hazinesi adına kayıtlıdır. Beyanlar hanesinde F, G ve H harfleriyle gösterilen evlerin kimlere ait olduğu yazılıdır.
Uyuşmazlık; davanın, “zilyetliğin korunması davası mı” yoksa mülkiyete dayalı bir “hak davası mı” olduğu, varılacak sonuca göre davaya bakma görevinin asliye mahkemesine mi, sulh mahkemesine mi ait olduğu noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde durulmalıdır; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.02.1985 gün ve 3156 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik “Vazife” başlıklı 8. maddesinde; “Sulh mahkemesi… II- Dava konusu olan şeyin değerine bakılmaksızın: 3. Taşınır ve taşınmaz mallarda yalnız zilyetliğin korunması ile ilgili davaları…görür.” denilmektedir. Madde içeriğinden açıkça anlaşılacağı üzere, yalnız zilyetliğin korunmasına ilişkin davalar, dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesince görülecektir. Maddede yer alan “yalnız zilyetliğin korunması davaları” ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 982. ve 983. maddelerinde düzenlenen zilyetliğin gaspı ve zilyetliğe saldırıdan doğan davalar amaçlanmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Zilyetliğin Gasbında Dava Hakkı” başlıklı 982. maddesinde: “Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür. Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhal ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir. Dava, şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.” Aynı Kanun’un “Zilyetliğe Saldırıya Dava Hakkı” başlıklı 983. maddesinde de: “Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği Saldırıya uğrayan, ona karşı dava açabilir. Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.” hükmü yer almaktadır. Bu maddelerde düzenlenen davalar ile, zilyet; zilyetliğinin bir hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan yalnızca zilyetliğini öne sürerek, sulh mahkemelerinde dava açar ve bu mahkemelerde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır.
Zilyet, zilyetliğinin arkasında bulunan nesnel veya kişisel bir hakka dayandığında ise dava, bir hak davası niteliğini kazanır; o takdirde mahkemenin görevi, yalnız zilyetliğin korunması davasından farklı olarak, dava olunan şeyin değerine göre belirlenir.
Diğer taraftan, …’ye ait taşınmaz mal üzerine, izinsiz olarak, hafif yapı niteliğinde olmayan yapı kuran zilyetlerin, arsa maliki …’den başka kişiler aleyhine açtıkları davalar, arkasında barındırdığı bir hakka dayanmakla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 8/II-3. madde ve fıkrasında yazılı zilyetliğin korunması davası olmayıp, temelinde bir hak davasıdır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun, 25.11.2009 gün ve 8-518/573 sayılı; 15.06.1983 gün ve 3351/679 sayılı; 25.11.1987 gün ve 394/876 sayılı; 06.10.1993 gün ve 1993/14-423-561 sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; dava konusu edilen evin üzerinde bulunduğu 8043 ada 8 no’lu parselin, … ve taraflar dışındaki gerçek kişiler adına tapuya kayıt ve tescilli olduğu hususu ile üzerindeki muhdesata ilişkin şerhler konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine, inşa edilen yapının Türk Medeni Kanunu’nun 728. maddesinde düzenlenen hafif yapı niteliğinde olmadığı da bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; davacının bina ile ilgisinin yalnızca zilyetlikten ibaret olduğu kabul edilmeyeceğinden davanın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevli olup dairenin sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu yönündeki bozma ilamın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
2-Davacının esasa yönelik karar düzeltme itirazlarına gelince;
Dosya muhdesatına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek davanın reddine karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin esasa yönelen karar düzeltme itirazları yerinde bulunmamaktadır.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin görevsizliğine ilişkin karar düzeltme itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, Dairenin maddi yanılgıya dayalı 20.10.2014 tarih ve 2014/688 Esas, 2014/18643 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacının yerinde olmayan esasa yönelen itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile artan 29,90 TL’nin davacıya iadesine 16.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, dava dışı üçüncü kişi (… Hazinesi ve gerçek kişiler) adına tapuya kayıtlı taşınmaz üzerindeki sabit yapı niteliğindeki muhdesat nedeniyle açılmış; el atmanın önlenmesi ve ecrimisil (tazminat) taleplerine ilişkindir. Davacının hakka dayanan zilyetliği söz konusu değildir. Bu nedenle, davaya uygulanacak hükümler TMK’nun 981 vd. maddelerindeki zilyetliğin korunmasına ilişkin hükümler olup, görevli mahkeme de Sulh Mahkemesidir.
Kanımca Dairemizin temyiz incelemesi aşamasındaki göreve ilişkin bozma kararı isabetlidir. Karar düzeltme talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşünüyor; değerli çoğunluğun karar düzeltme talebinin kabulü ve hükmün onanması kararına katılmıyorum.