Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/5747 E. 2017/4988 K. 04.04.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5747
KARAR NO : 2017/4988
KARAR TARİHİ : 04.04.2017

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı alacaklı; 3. kişi …’ın okuma yazma bilmeyen bir kişi olduğunu, istihkak iddiasının haksız olduğunu istihkak iddiasının reddini talep etmiştir.
Davalılar yargılamaya katılmamış ve beyanda bulunmamışlardır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen ve davacı alacaklı yararına olan mülkiyet karinesinin aksinin davalılar tarafından güçlü ve inandırıcı delillerle ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava dilekçesine ilişkin tebligatın davalı 3. kişiye haczin icra edildiği iş yeri adresi olan, …. … adresine çıkarıldığı tebligatın 10.06.2013 tarihinde bila tebliğ iade edildiği, 12.10.2013 tarihinde aynı adreste Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre tebliğ edildiği, ne var ki davalının iş yeri adresinin, 02.04.2013 tarihinde değiştiği bu hali ile tebligatın usulsüz olduğu anlaşılmıştır.
Kaldı ki, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi “ Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmünü içermektedir. Bu hali ile davalının iş yeri adresi “muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi” de olmayıp, ilgili madde kapsamında değerlendirilmesi de mümkün değildir.
H.M.K.’nun 27.maddesi uyarınca, davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Somut olayda davalı 3.kişi tarafa dava dilekçesi ve ekleri usulüne uygun olarak tebliğ edilip, delillerini sunma olanağı tanınmadan karar verilmiştir. Belirtilen hususlar dikkate alınmadan yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.