YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/7886
KARAR NO : 2017/12621
KARAR TARİHİ : 10.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, dava konusu 28 ada 25 parsel sayılı taşınmazın 1947 yılında davalıların mirasbırakanları tarafından vekil edenine satıldığını, taşınmazın imar uygulaması neticesinde 1215 ada 1 parsel ile 1290 ada 2 parsellere gittiğini açıklayarak 55 yıldır davacının zilyetliğinde bulunan 1215 ada 1 parsel ve 1290 ada 2 parsel sayılı taşınmazlarda davalılar murisleri… İlik, … İlik /(İlk) ve … Koti (Kam) adına kayıtlı hisselerin TMK 713. maddesi gereğince iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …,…, …,…, …, …,…, …, …, … dava konusu taşınmazın murislerinden intikal ettiğini, davacıya satılmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, diğer davalılar savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece; kadastro öncesi zilyetlik iddiası açısından 3402 sayılı Yasa’nın 12/3 maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, TMK 713/2 maddesi yönünden de davacının malik sıfatı ile zilyet olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamından; dava konusu 28 ada 25 parsel sayılı taşınmazın, 18.6.1975 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında, senetsizden 1734, 1735, 1738 numaralı vergi kayıtlarına istinaden 1/3’er hisse ile… İlik, … İlik ve … Koti adlarına tespit edildiği, tespite itiraz edilmesi üzerine 13.02.1981 tarihli komisyon kararı ile itirazın reddedildiği ve komisyon kararına karşı dava açılmadığından kesinleşerek 06.07.1982 tarihinde tapuya tescil edildiği, 29.06.2001 tarihinde yapılan imar uygulaması sonucunda 1215 ada 1 ve 1290 ada 2 parsel sayılı taşınmazlara gittiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazı 1947 yılında davalılar mirasbırakanlarından haricen satın aldığını, kadastro tespitine itiraz edemediğini, TMK’nun 713. maddesi gereğince dava konusu taşınmazlarda davalıların mirasbırakanlarının hisselerinin iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, Mahkemece davacıya talebini açıklaması hususunda ve beyanda bulunması için süre verilmesi üzerine sunulan 13.12.2013 tarihli dilekçesinde ise; 1947 tarihinden bu yana dava konusu taşınmazları kullandığını, vergi kaydı malikleri adına tespit yapılıp kesinleştiğini, süresi içinde bu davanın açıldığını, dava konusu taşınmazların 65 yıldır zilyetliğinde bulunduğunu açıklayarak TMK’nun 713. maddesi gereğince davalılar mirasbırakanlarının hisselerinin iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Açıklanan beyanlara göre dava, öncesi 28 ada 25 parsel olan 1215 ada 1 parsel ile 1290 ada 2 parsel sayılı tapulu taşınmazların 65 yıla ulaşan kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik hukuksal nedenine ve TMK’nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddelerine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı yanın TMK’nun 713/2 maddesinde belirtilen nedenlere dayalı tapu iptali ve tescil isteği bulunmamaktadır.
Şu halde; somut olayda iddianın ilk bölümü tespit öncesi haricen satın alma ve eklemeli zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Az yukarıda açıklandığı üzere dava konusu taşınmazların evveli olan 28 ada 25 parsel sayılı taşınmaz 06.07.1982 yılında davalıların mirasbırakanları adına hisseli olarak tapuya tescil edilmiş, dava 18.9.2002 tarihinde açılmıştır. Mahkemece tespit öncesi neden bakımından 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi gereğince hak düşürücü süre dolduğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacının tespit sonrası zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteğine gelince; kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargıtayın ve Dairemizin sapma göstermeyen uygulamaları bu yöndedir. Ancak, Kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun’un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nun 713/2 maddesindeki düzenlemelerdir. Her ne kadar davacı vekili tarafından, temyiz aşamasında, TMK’nun 713/2. maddesine dayalı istemde bulunulduğu ileri sürülmüş ise de, İlk derece Mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında usulüne uygun olarak bu yönde talebinin bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca; Mahkemece tespit sonrası zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteğinin tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, TMK’nun 713/2 maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığı ve malik sıfatı ile zilyet olmadığı gerekçeleriyle reddine karar verilmesi doğru değilse de ret kararı sonuç itibariyle doğru olduğundan bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle doğru görülen mahkeme hükmünün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 6,20 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 10.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.