Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/7929 E. 2017/12615 K. 10.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/7929
KARAR NO : 2017/12615
KARAR TARİHİ : 10.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : … vs.
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, DSİ tarafından yapılacak kamulaştırma işlemine konu 48, 60, 62, 63, 65, 66, 68, 69, 70 ve 71 parsel sayılı taşınmazlar ile köy boşluğu ve dere yatağına vekil edeni tarafından ev, ahır, ambar ve müştemilatlar ile bağ, bahçe ve meyve ağaçları inşa edildiği/dikildiğini açıklayarak, taşınmazlar üzerindeki muhdesatların vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 65 nolu parselde 191,70 m²’lik tek katlı kargir ev ile 111,28 m²’lik taş duvar, 136 m²’lik yıkık tütün ambarı, 180 m²’lik tek katlı ev, bu eve ait 82,50 m²’lik taş duvar, 72 m²’lik yıkık ahır, 70 nolu parselde sundurmalı 16 m²’lik tandır, 35,28 m²’lik garaj üstü kamelya, 17,64 m²’lik tek katlı depo, 66 nolu parselde 139,16 m²’lik iki katlı kargir yapı, 40 m²’lik ahır, 77 m²’lik brandalı çardak ve altında 18 m²’lik havuz, 34,50 m²’lik taş duvar, 70 nolu parselde 10 adet ceviz, 16 adet nar, 4 adet incir, 12 adet dut ile 48 nolu parselde 489 adet ceviz, 489 zeytin ağacı ile 67 nolu parsel ve dere yatağındaki su kuyusunun davacı tarafından yapıldığının/ dikildiğinin tespitine karar verilmesi üzerine, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Muhdesat Tespiti isteğine ilişkindir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre; davalı Hazine vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmünde “Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir” denilmektedir. Bu hükümle başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaşma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmıştır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için ana taşınmazdan sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşyalar teferruat niteliğindedir. Yine menkul mal niteliğindeki eşyaların da muhdesat olmadığı tartışmasızdır. Bu nitelikteki eşyalar yönünden muhdesat aidiyeti davası açılamayacağı, iyileştirici nitelikteki giderlerden paya düşenden fazlasını ancak koşullarının varlığı halinde Borçlar Kanununun 61 ve devam eden maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açılacak eda nitelikli bir alacak davası ile istenebileceği kuşkusuzdur. Eda davası açma hakkının bulunduğu hallerde bu davaya öncü olacak bir tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunduğundan söz edilemez, hukuki yarar dava koşuludur.
Az yukarıda açıklanan hukuki olguların ışığı altında somut olaya gelince; toplanan delillerden davacının dava dilekçesinde belirttiği muhdesatların tespitini istediği, inşaat bilirkişi tarafından düzenlenen 24.03.2016 tarihli inşaat bilirkişi raporu ve eki foroğraflardan, aidiyetinin tespiti istenen 70 nolu parselde bulunan 35.28m2 yüzölçümündeki garaj üstü kamelyanın üzerinin çardak olup naylon branda ile kaplı olduğu (hükümde 65 nolu parselde yazıldı), 66 nolu parselde havuzun üzerinde bulunan 77m2 yüzölçümündeki çardağın naylon brandalı olduğu ve menkul eşya niteliğinde oldukları anlaşılmaktadır. Davacının muhdesat niteliğinde olmadığı belirlenen garaj üstü kamelya ve naylon brandalı çardağa yönelik isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle dinlenemeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; Mahkemece 70 nolu parselde bulunan 35.28m2 yüzölçümündeki garaj üstü kamelya ve 66 nolu parselde bulunan 77m2 yüzölçümündeki naylon brandalı çardak yönünden hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, kabule göre de; davanın konusu (müddeabih) davalıların payına isabet eden muhdesat değeridir(zemin bedeli hariç). Buna göre, dava konusu muhdesat değeri üzerinden belirlenecek nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 s.lı HMK’nun 326/2. mad. uyarınca yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilecek vekalet ücretinden, davalıların tapu payı gözetilerek sorumlu tutulması gerekirken bu husus gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1. bentte yazılı sebeplerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 10.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.