Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/9386 E. 2017/12927 K. 16.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/9386
KARAR NO : 2017/12927
KARAR TARİHİ : 16.10.2017

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : … vs.
DAVA TÜRÜ : Zilyetliğin Tespiti ve Korunması

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava konusu 523 ada 1 parsel sayılı taşınmazda uzun yıllardır zilyet olduğunu, üzerine buğday ektiğini, fakat davalıların buğdayları biçip yerine ayçiçeği dikmeleri nedeniyle davacıya zarar verdiklerini, davalılar tarafından davacının zilyetliğine yapılan tecavüzün men’i ile davacının zararının tazmini ve tahsilini talep etmiştir.
Davalı … vekili; davacının dava konusu taşınmazda kiracı olduğunu kiracılığının 2012 yılında sona erdiğini bu nedenle taşınmaza zilyet olmadığını, haksız olan davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili; davacının zilyetliğinin kira ilişkisine dayandığını, davacının taşınmazı tahliye ettikten sonra tarlanın kullanımına engel olduğunu, bu nedenlerle davacının davasının reddini savunmuştur.
Davalı …; yıllardır yöre adetlerine göre kira mukavelesiyle kiralanıp boşaltılan dava konusu taşınmazda kiracı olduğunu, davacının haklı zilyetliğinin bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; keşif yapılmış, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda dava konusu taşınmazın değerinin 551.052,00TL olarak hesaplandığını , bu değer üzerinden eksik harcın ikmali için davacıya 03.09.2014 tarihli celsede 2 haftalık kesin süre verildiğini ve fakat kesin süre içerisinde yatırılmadığından 15.10.2014 tarihinde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olup 3 aydan fazla süre verilmesine rağmen dosya yenilenmediğinden 19.01.2015 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından “bilirkişi raporundan sonra dosyayı davacının zararı olan ürün değeri üzerinden yani 34.912 TL den kesin süre içerisinde 17.09.2014 tarihinde yatırdığı” gerekçesiyle temyiz edilmiştir.
Dava; zilyetliğin tespitiyle birlikte zilyetliğe vaki müdahalenin men’i ve tazminat talebine ilişkindir.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK ‘nun 4. maddesinde Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevi belirlenmiş olup buna göre dava konusunun değer ve tutarına bakılmaksızın kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar, taşınır ve taşınmaz mallarda sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar ve bu kanun ile diğer kanunların sulh hukuk mahkemesi ve sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalardır. Yine Kanunun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu düzenlenmiştir.
Öte yandan aynı kanunun 2. maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi belirlenmiş olup buna göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir düzenlemesi yer almaktadır.
Somut davada , zilyetliğin tespiti ve buna bağlı müdahalenin men’i yanı sıra tazminat talebine de dayanıldığından HMK ‘nın 2. maddesi kapsamında kaldığı , görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır.
Hâl böyle olunca; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırması gerektiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.