YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/10906
KARAR NO : 2016/14478
KARAR TARİHİ : 25.10.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
…. Ltd. Şti. ile … ve …, asli müdahiller … ve … aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair…. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 01.09.2015 gün ve 1267/498 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili, davalılar vekili, asli müdahiller vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de, duruşma isteğinin pul yokluğundan red olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, tapuda taraflar adına paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olan 1094 parsel sayılı taşınmaz üzerine, …. Plaza inşaatı yapımı için tapu malikleri arasında 24.03.2008 tarihli protokol yapıldığını, bu protokolde, yapılacak olan plazanın %65,5 hissesinin davacıya, %24,5 hissesinin davalı …’e, %10 hissesinin davalı …’e ait olacağının düzenlendiğini, davalıların protokole uymayarak üzerlerine düşen masrafları karşılamaması üzerine davacının protokolü feshettiğini, dava konusu muhdesatın yapımındaki masrafların protokol tarihinden bu yana davacı tarafından karşılandığını, davacının, yapmış olduğu masrafların faturalarını aldığını, masrafları ticari defterlerine usulüne uygun olarak kaydettiğini, alınan mal ve hizmet bedellerinin ödemelerini finans kurumları marifetiyle belgeye dayalı olarak gerçekleştirdiğini ileri sürerek 1094 sayılı parsel üzerinde bulunan ve yapımı devam eden … inşaat, servis, ekipman, alet ve cihazların; ezcümle muhdesatın masrafı davacı şirketçe yapılan kısmının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiş, 01.09.2015 tarihli yargılama oturumunda muhdesatın tamamının defter kayıtlarından ve harcama belgelerinden anlaşılacağı üzere davacı tarafından yapıldığını beyanla bu yönde karar verilmesini talep etmiştir.
Asli müdahil davacılar vekili, taraflar arasında düzenlenen 24.02.2008 tarihli protokol, 30.10.2008 tarihli hisse devir sözleşmesi, 04.11.2008 tarihli protokol ve 13.02.2013 tarihli sözleşmeye göre, 24.03.2008 tarihine kadar dava konusu muhdesat değerinin %55,5’inin, 24.03.2008 tarihinden sonra değerin %65,5’inin asli müdahil davacılar tarafından karşılandığını ileri sürerek 1094 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesat değerinin 1.077.824,00 TL kısmının, asli müdahil Hasan yönünden bu miktarın %55,5’i asli müdahil Memiş yönünden %10’u olacak şekilde asli müdahil davacılar tarafından oluşturulduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tarafların sundukları 24.03.2008, 30.10.2008, 04.11.2008, 13.02.2013 tarihli sözleşmeler, faturalar ve ticari kayıtların incelenmesi sonucunda alınan uzman bilirkişi
raporlarına göre muhdesatın %29,15 (449.675,72 TL)’lik kısmının davacı ….Limited Şirketince, %29,80 (459.780,79 TL)’lik kısmının Asli Müdahil …, %6,55 (101.050,72 TL)’lik kısmının Asli Müdahil …, %24,50 (377.975,99 TL)’lik kısmının davalı …, %10 (154.275,91 TL)’lik kısmının davalı …’e ait olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili, asli müdahil davacılar vekili ve yargılama giderleri yönünden davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, 1094 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan bina niteliğindeki muhdesatın tespitine ilişkindir.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir.(HMK 114/1 -h, 115 m.)
Somut olayda, davacı şirketin iddiasının, taraflar arasında düzenlenen 24.02.2008 tarihli protokol, anılan prokolün feshine ilişkin noter ihtarnamesi, harcamalara ilişkin ticari defter ve kayıtlar, alınan faturalar, finans kurumları aracılığıyla yapılan mal ve hizmet ödemelerine dayandığı; asli müdahil davacıların da iddialarının dayanağı olarak 24.02.2008 tarihli protokol, 30.10.2008 tarihli hisse devir sözleşmesi, 04.11.2008 tarihli protokol ve 13.02.2013 tarihli sözleşmeyi gösterdiği, Mahkemece anılan sözleşmeler, ticari defter ve kayıtların incelendiği görülmektedir. Davacı ile asli müdahil davacıların iddia ve istemleri ile bu istemlere dayanak yapılan sözleşmeler, diğer deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacılar ve asli müdahil davacıların sözleşmeye dayalı alacak davası niteliğinde eda davası açabilme imkanlarının bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle, yukarıda açıklandığı üzere, eda davası açılabilecek durumlarda tespit davası açılmasında davacılar ve asli müdahil davacıların hukuki yararı bulunmamaktadır.
Davaya konu 1094 sayılı parsel, taraflar adına paylı mülkiyet hükümlerine göre tapuya kayıtlı olup; asli müdahil davacılar, taşınmazın tapudaki paydaşları arasında yer almakta olduklarından, asli müdahil davacıların aynı zamanda davalı sıfatlarının da olduğunun kabulü gerekir. Aynı şekilde, asli müdahil davacıların açtığı dava yönünden davacının, eldeki davada davalı sıfatının da bulunduğu kabul edilmelidir. Mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle asli müdahil davacılar ve davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bozmanın niteliğine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın istek halinde ayrı ayrı iadesine 25.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.