Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/11183 E. 2017/16342 K. 06.12.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11183
KARAR NO : 2017/16342
KARAR TARİHİ : 06.12.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne feragat nedeni ile reddine dair verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuş bozma kararı üzerine Mahkemece direnme kararı verilmiş olup direnme kararının davalılar … ve kayyım vekili ve ek karar-asıl kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR
Davacılar vekili, 676 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 1990 yılında vekil edenlerinin murisi tarafından zilyetlerinden satın alınarak üzerinde iki katlı bina yapıldığını, tapuda malik olarak görünen … isimli kişinin tanınmayan ve bilinmeyen bir kişi olduğunu, davacılar lehine TMK’nın 713/2 maddesinde belirtilen kazanma koşullarının oluştuğunu açıklayarak, taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş ve 22.12.2011 tarihli oturumda, davalı … Belediyesi yönünden davadan feragat etmiştir.
Davalılar …, … ve kayyım vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ilk hükümde;…Belediyesi aleyhine açılan davanın feragat nedeni ile reddine, … aleyhine açılan davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın malikinin bilinmeyen kişi olduğu ve zilyetlik şartlarının oluştuğu gerekçesi ile tapu kaydının davacılar adına tesciline karar verilmesi üzerine hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 23.03.2015 tarihli ve 2015/3969 E. 2015/6575 …. sayılı ilamı ile ‘… tapu kaydı, tedavül kayıtları, tapulama tutanağındaki açıklamalara göre, kayıt maliki … tanınan ve bilinen kişi olup, TMK’nın 713/2 maddesinde yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt malikinin bilinmeyen kişi olduğundan bahisle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı….’ olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma ilamı sonrasında, Mahkemece, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2015 tarihli ve 2015/3969 E. 2015/6575 …. sayılı bozma ilamına uyulmayarak direnme kararı verilmiş bu kapsamda hüküm, davalılar … ve kayyım vekili ile davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Mahkemece ek kararla davacılar vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de; verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Mahkeme kararının davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesi davacılar vekiline 25.12.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davacılar vekili tarafından da 04.01.2016 tarihinde mahkeme kararı temyiz edilmiştir. Davacılar vekilinin temyizinin katılma yolu ile olduğu ve temyiz dilekçesi süresinde olduğundan, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin 09/03/2016 sayılı ek kararın kaldırılmasına karar verilerek, hükmün esasına ilişkin temyiz incelemesine geçilmiştir.
2) 6100 sayılı HMK’nın 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile Değişik 373. maddesinin 5. bendi hükmüne göre, Dairemizce yeniden yapılan inceleme sonucunda; mahkemece bozma ilamından sonra yapılan yargılama sırasında; davacılar vekili 28/10/2015 havale tarihli dilekçesi ile dava dilekçesini ıslah ederek davasını TMK’nın 713/2 maddesinde yer alan ölüm sebebine dayandırdığını açıklamış, mahkemece dava konusu 676 ada 6 parsel sayılı taşınmazın maliki gözüken …’in bilinen kişi olmasıyla beraber 20 yıldan daha fazla bir süre önce öldüğü gerekçesi ile bozma ilamında, direnilmesine karar verilmiştir. Bu haliyle, Mahkemece verilen karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan direnme olarak değerlendirilmemiş, temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.
3) T.C. Anayasası, yargılamada aleniyet ilkesini benimsemiştir. Buna göre, yargılama açık olarak yapılacak ve HMK’nın 297/2. maddesi hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilecektir.
Bozma kararı ile ilk hükmün hayatiyetini yitirdiği aşikardır.
Somut olayda; mahkemece, kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece “direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar oluşturulmamıştır.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, 6763 sayılı Yasa’nın 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK’na eklenen Geçici 4/1.maddesi uyarınca direnme kararını denetleyen Dairemiz tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.
Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır.
Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü nitelikleri haiz bulunmayan kısa kararı usul ve yasaya uygun değildir. Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülen davacılar vekili ile davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin yeni hüküm niteliğindeki kararının 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK’ın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’ın 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, 06.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.