YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12542
KARAR NO : 2020/2306
KARAR TARİHİ : 09.03.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili, dahili davalı … vekili ve bir kısım dahili davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava konusu 173 ada, 4 parsel sayılı taşınmazı …..in 1979 yılında … isimli şahıstan aldığını ve o günden bu yana müvekkili ve ailesi tarafından kullandığını, taşınmazın kayıt maliki …’nın kim olduğunun tapu kaydından anlaşılamadığını ve taşınmazın 20 yıldan fazla süredir zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek payların iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine, tapuda ismi geçen ve kadastro işlemi sırasında ölü olduğu bilinen şahsın kim olduğunun araştırılmasını ve mirasçı bırakmaksızın ölen kişilerden ise son mirasçının Hazine olması nedeniyle Hazine adına tesciline karar verilmesini ve davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, Davalı …, Davalı … Doğrul davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı … Belediyesi, davada yasal hasım olmadıkları gerekçesiyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı … ….’in … isimli şahıstan 30 yıl önce satın aldığı ve o günden dava tarihine kadar aralıksız ve nizasız malik sıfatıyla kullandığının mahallinde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarından ve dosyaya sunulan diğer delillerden anlaşıldığı, taşınmazda kayıt maliki görünen …’nın veraset ilamından 1930 tarihinde vefat ettiği, tapuda intikal yapılmadığı, kadastro tutanağının ise 07.01.1940 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, bir kısım davalılar vekili, davalı … vekili, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; TMK’nin 713/2. fıkrasında düzenlenen “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu, ev ve bahçe nitelikli, tamamı … adına kayıtlı olduğu, taşınmazın kadastro tespitinin Temmuz 337 tarih 41 eski tapu kayıtlarına istinaden tamamı ölü ……,…. adına yapılarak 02.11.1940 tarihinde kesinleştiği sabittir.
Dava, 6100 sayılı HMK’nin yürürlükte olduğu dönemde 03.05.2012 havale tarihli dava dilekçesinde ve 06.09.2012 tarihli ön inceleme duruşmasında, davacı, TMK’nin 713/2 fıkrasında yer alan maliki tapu kaydından anlaşılmayan hukuksal nedenine dayanmıştır.
Öncelikle, eldeki dava gibi tapu iptal ve tescil davalarının kayyım aracılığıyla görülemeyeceği kuşkusuzdur. Davacı, dava dilekçesi ile TMK’nin 713/2 maddesindeki maliki tapu kaydından anlaşılamama hukuki sebebine de dayanmış ve Hazine de davalı sıfatı ile davaya katılmış olmasına göre kayyım aracılığı ile yargılamanın sürdürülmesi ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, Kanun’un açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun’un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir.
Kanun’un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK’nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ile 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Davada, davacı taraf TMK’nin 713/2. maddesindeki sebeplerden kayıt malikinin bilinememesi nedenine dayanarak davacılar adına tapu kaydının iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacı tarafça her ne kadar dava konusu taşınmazda, kayıt maliki görünen … adlı kişinin kendisinin ve mirasçılarının kim olduğunun bilinilmediği iddia edilip taşınmazın tamamında nizasız ve fasılasız olarak 33 yıllık süre ile malik sıfatıyla zilyetliğin mevcut olduğu ileri sürülerek davacılar adına tapu iptali ve tescil talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda, tapu kaydından dava konusu 173 ada 4 parsel numaralı taşınmazın ev ve bahçe vasfında olup taşınmazda tamamının … adına kayıtlı olduğu, 12.09.1939 tespit terihli tesis kadastrosu nedeni ile tamamı ölü …,….l adına 02.11.1940 tarihinde tescilin yapıldığı görülmektedir. Dayanak tapu kaydı, revizyon gören tapu kütüğü, kadastro tutanağı, ve dosya kapsamına göre … adlı kişinin kim olduğunun tespitine yarar bilgilerin bulunduğundan hareketle taşınmazın tapu kaydında malik gözüken … adlı şahsın, kanun anlamında kim olduğu bilinen bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Durum böyleyken davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle bir kısım davalılar vekili, … vekili ile Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı … ve bir kısım dahili davalılara iadesine, 09.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.