YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17779
KARAR NO : 2018/18669
KARAR TARİHİ : 14.11.2018
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … Aydın vekili, davacının dava dilekçesinde belirtilen 3384 parsel sayılı taşınmazın edinilmesine altınlarını ve birikimlerini vermek suretiyle katkıda bulunduğunu, üzerine yapılan binanın edinilmesine de çalışarak katkı sağladığını, gerek arsanın alımında gerekse binanın yapımında 1/2 katılma payı mevcut olduğunu açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasının kabulüne, 113.716-TL katkı payı alacağının ilk 5.000-TL’si faizsiz olarak, bakiye 108.716-TL’sinin ise ıslah tarihi olan 28.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, tarafların 1306 parsel 3 nolu bağımsız bölüm yönünden 25.12.2014 tarihinde sulh olduklarından ve bu parsel yönünden hüküm tesisi istemediklerinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad.170). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri mal varlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad.544, TBK mad.646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad.186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad.189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtayın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 Sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarları hesaplanmalıdır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 15.01.1973 tarihinde evlenmiş, 16.12.2013 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu 3384 parsel sayılı taşınmazdaki 639/800 hisse 11.11.2008 tarihinde imar yoluyla davalı erkek adına tescil edilmiş, imar öncesi olan 190 parseldeki 351/15224 hisse 10.03.1978 tarihinde satış yoluyla davalı eş adına edinilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 Sayılı TMK mad.179).
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporundan hareketle, tarafların şalgam suyunun hazırlanmasının tüm safhalarında birlikte çalıştıkları, arsa ve evin edinilmesinde hakkaniyet gereği eşit gelirleri ile katkıda bulundukları, davalı eşin gelirinin %10’unu kişisel ihtiyaçları için, %60’ını evin ve çocukların infak ve iaşesi için kullandığı düşünüldüğünde kalan %30’unu tasarruf edebileceği, davacı eşin gelirinin %10’unu kişisel gereksinimleri için kullanacağı, %50’sini evin geçimine ayıracağı, kalan %40’ını tasarruf edeceği, buna göre davacının katkı oranının 0.5714 olduğu, taşınmazın arsa dahil toplam bedelinin 199.014-TL olduğu, buna göre davacının 113.716-TL katkı payı alacağı bulunduğu kabulünden hareketle bu miktara hükmedilmişse de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen arsa ve üzerine inşa edilen bina yönünden katkı payı alacağı talep edildiğine göre, taraf gelirlerinin katkı payı alacağı hesabında dikkate alınması gerektiği açıktır. Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, davacı, davalı ile müşterek çocuklarının birlikte şalgam üretimi yaparak gelir elde ettikleri, bunun dışında her iki tarafın da bir geliri olmadığı anlaşıldığından, iki tarafın gelirlerinden tasarruf edecekleri miktarlar, ayrıca TKM’nin 152.maddesi gözetilerek davacının katkı payı oranının dosya kapsamına uygun şekilde belirlenmesi, bu belirlemede TMK’nin 4.maddesi ile TBK’nin 50.ve 51.maddelerinin de dikkate alınması gerekirken Yargıtay ve Daire uygulamalarına aykırı düzenlenen bilirkişi raporuna değer verilmesi doğru olmamıştır.
Diğer yandan davacının dava dilekçesinde açıkça katkısını 1/2 şeklinde sınırladığı halde bu hususun da gözden kaçırılması doğru değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda yazılı açıklamalar ve katkı payı alacağına ilişkin ilke ve hesaplama usulü gözetilerek davacının katkı payı oranını belirlemek, dava dilekçesindeki sınırlandırmayı göz önünde bulundurmak, buna göre bir hüküm kurmak olmalıdır. Mahkemece yazılı hususlar dikkate alınmaksızın hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
14.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi