YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17916
KARAR NO : 2017/15540
KARAR TARİHİ : 21.11.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21.11.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı … vekili Avukat … karşı taraftan davalı vekili Avukat … ve Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı … vekili, dava konusu 294 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 1056 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını açıklayarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının 1056 m2’sinin iptaline, davalının tecavüzünün menine varsa mevcut yapıların kaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazda bilimsel verilere dayalı ve geçerli olan kıyı kenar çizgisinin bulunmadığını, vekil edeni tarafından kamu yararının sağlanmasına hizmet eden ticari faaliyette bulunulduğunu açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın bulunduğu liman bölgesinde sonrasında yapılan dolgu çalışmaları nedeni ile kıyının belirlenmesi imkanının mevcut olmadığı, 6 adet sondaj deliği ile de kıyının belirlenemediği, heyet raporunda da eski listenin ilanı ve kesinleşmesinin yapılmadığı, kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı iddia olunan kısmın kıyıda olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Türk Medeni Kanunu’nun 715 ve 999. maddelerine dayalı olarak açılmış tapu kaydının iptali ile sicilden terkini isteğine ilişkindir.
Anayasanın 43 ve 3621 sayılı Kıyı Yasası’nın 5. maddesine göre kıyılar; Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmakta, öncelikle kamu yararı gözetilir. 4.madde hükmüne göre Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi, Kıyı Kenar çizgisi: Kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınır, Kıyı ise: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alandır. TMK’nun 999.maddesine göre de; özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz, tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.
Uyuşmazlığın bu niteliğine göre, öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde idarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisi var ise, buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritası, yine taşınmaza ilişkin dayanak tapu kaydı ve tescil krokisi bulunuyor ise buna ilişkin kayıtlar ile Mahkeme kararının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, tescil krokisi ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmesi ve çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gereklidir.
İdarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 gün 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa; adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4.maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanunun 5 ve 9.maddeleri ile 13.03.1972 gün ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak, Kanunun 9/2.maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla, keşif yapılarak açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken, varsa idarenin önceden kıyı kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu 292 ada 2 parsel sayılı taşınmazın …. Belediyesi adına kayıtlı iken 17.10.2000 tarihinde…… Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne ihale yolu ile satıldığı, bu şirket tarafından da 14.5.2004 tarihinde davalı … Limited Şirketine satış yolu ile devredildiği, taşınmazın 20.10.2010 tarihinde yapılan tevhit işlemi ile 294 ada 4 parsel numarasını aldığı görülmüştür. Dairemizin 13.06.2016 gün 2015/21064 Esas, 2016/10386 Karar sayılı geri çevirme kararı sonrası dosya arasına alınan kayıtlardan, dava konusu taşınmazın 224 parselden geldiği, 224 parsel sayılı taşınmazın ise Şubat 302 tarih 127-133 numaralı, 9.4.1957 tarih 165 numaralı, tapu kayıtlarına istinaden kayıt malikleri adına 26.6.1963 tarihinde tespitinin yapıldığı, tespit tutanağına itiraz edildiği, tapu kaydının ise gerçek kişiler adına hükmen oluştuğu anlaşılmıştır. Dosya arasına getirtilen kayıtlar arasında taşınmazın tedavül kayıtları bulunmadığı gibi tescil ilamı ve krokisinin de yer almadığı belirlenmiştir. Tescil ilamının HMK’nun 303. maddesinde öngörülen kesin hüküm nedeni ile tescil ilamını alan davacı ve mirasçıları ile bu kişinin halefi durumundaki davalıyı, aynı zamanda kararın tarafı … ise davacı …’yi bağlayacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; Mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazın tesciline esas Mahkeme kararının dosya arasına alınması, …’nin taraf olup olmadığının belirlenmesi, … taraf ise hükme esas olan krokinin mahallinde yapılacak keşifte zemine uygulanması, bilirkişilerden gerekçeli denetime açık rapor alınarak dava konusu yerin tamamının veya bir kısmının kroki kapsamında kalıp kalmadığının TMK’nun 719. ve 3402 sayılı Yasa’nın 20. maddesi hükmü uyarınca saptanması, bu saptamada tescil krokisine ait dosyanın da gözönünde bulundurulması, belirlenen durumun krokiye yansıtılması, kayıt kapsamında kalan yerin tamamının veya bir kısmının 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tarifi 3621 Sayılı Yasanın 4.maddesinde yapılan kıyıda kaldığının anlaşılması halinde, kararın tarafı olan …’yi bağlayacağının düşünülmesi, kesin hüküm ile ilgili durumun açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Hal böyle olunca; Mahkemece yapılacak iş; daha önce keşife katılmış bilirkişiler dışında 3 kişilik jeolog ya da jeomorfolg, 1 harita mühendisi ve 1 … mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu eliyle, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, dayanak tapu kaydı ve tescil krokisinin mahallinde uygulanması, bilirkişilere tescil krokisi ile irtibatlı müşterek krokinin düzenlettirilmesi, tescil krokisinin dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, öncelikle yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda tescil ilamı nedeniyle kesin hüküm nedeniyle de kazanılmış hakkın bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, dava konusu taşınmazın tamamen veya kısmen kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı … vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı Hazineye verilmesine,
taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.