Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/18129 E. 2020/3678 K. 18.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/18129
KARAR NO : 2020/3678
KARAR TARİHİ : 18.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti Ve Muhdesat Bedelinin Ödenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve müdahale talep eden … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen 510 ada 1 parsel sayılı taşınmazda muhdesat olarak gözüken evlerin vekil edeninin babası ve amcası tarafından yapıldığını ve vekil edenince kullanıldığını, tapu kayıtlarının açık olmasına rağmen vekil edenlerinin hakları yok sayılarak icra yoluyla yıkımı için takip başlatıldığını belirterek, muhdesatların tespiti yapılarak muhdesat bedelinin vekil edenine ödenmesini talep ve dava etmiştir
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Müdahale talep eden …, taşınmazın dedelerinden kaldığını belirterek müdahale talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve müdahale talep eden … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin ve müdahale talep eden …’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin ve müdahale talep eden …’ın diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
a. Asli müdahale kısaca, iki taraf arasında devam etmekte olan bir davada, üçüncü bir kişinin o davanın konusunu oluşturan hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen kendisinin hak sahibi olduğunu ileri sürmesi ve bu hakkını, harcını da ödeyerek bağımsız bir davanın konusu yapmasıdır. Başka bir ifadeyle, asli müdahale talebi, bir davanın konusunu oluşturan şey veya hakkın, tamamen veya kısmen o davanın taraflarına değil, tersine müdahale talebinde bulunana ait olduğu iddiasını içerir ve bağımsız bir dava niteliğinde olması nedeniyle de harca tabidir.
Fer’i müdahalede; üçüncü kişi hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer’i müdahale, bir davanın davalılar aleyhine sonuçlanması halinde, kendi hukuksal durumu dolaylı şekilde etkilenecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yoldur ve genellikle amaç, açılmış davanın davalı yararına sonuçlanmasını (reddedilmesini) sağlamaktır.
Mahkeme, fer’i müdahale dilekçesi üzerine müdahale talebinin kabulüne veya reddine karar verir. Fer’i müdahil, müdahale talebinin reddine ilişkin kararı, asıl hüküm verildikten sonra lehine müdahale etmek istediği taraf aleyhine verilmiş olan hükme karşı temyiz yoluna başvurarak, temyiz edebilir ve hükmün, müdahale talebinin haksız olarak reddedilmiş olması nedeniyle bozulmasını isteyebilir. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.09.2012 tarihli ve E:2012/1-330, K:2012/558 sayılı ilamı). Müdahil, hakkında hüküm verilmiş olması halinde ancak tek başına kararı temyiz edebilir.
O halde, öncelikle, dava konusu 510 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında muhdesat bilgilerinde ”krokide A ile gösterilen kargir ev …e; B ile gösterilen kargir ev …’e aittir” yazılı olmakla, müdahale talep eden …’ın tapu kaydında yazılı kişilerin mirasçısı veya hak sahibi olup olmadığı denetlenmeden müdahale talebinin reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
b. Şahsi hakların tapu sicilindeki şerhler ve beyanlar sütununa yazılarak belirtilmesi ve ayni haklara benzetilerek herkese karşı sürdürülebilmesi haline kuvvetlendirilmiş şahsi haklar denir. Şahsi haklar ise kişilerin bir eşya üzerinde hukuki ilişkilere dayanarak elde ettiği ve hukuki ilişkinin muhatabına karşı savunabildiği hakimiyet imkanlarıdır. Şahsi haklar herkese karşı değil sadece sözleşmenin diğer tarafına karşı elde edilirken, kuvvetlendirilmiş şahsi haklar taşınmazın sonraki maliklerine ve o taşınmazda şerhten sonra hak kazanan kişilere karşı ileri sürülmesi imkanı tanır (TMK mad. 1009) ( Prof. Dr. Bilge Öztan, Medeni Hukuk’un Temel Kavramları, 12. Bası, s. 73-74).
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, dava konusu 510 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında muhdesat bilgilerinde ”krokide A ile gösterilen kargir ev …e; B ile gösterilen kargir ev …’e aittir” yazılı olduğu anlaşılmakta, tapuda yazılı kişiler ve mirasçılarının hakkının kuvvetlendirilmiş şahsi hak niteliği kazandığından, tapunun aleniyet ilkesi (TMK mad. 1020) gereğince, davalılar taşınmazda bulunan muhdesatların tapu maliki dışında 3. kişiye ait olduğunu bilmediklerini ileri süremezler. O halde, davacının taşınmazda bulunan evlerde mirasçı olarak hak sahibi olması halinde evlerin yıkımı durumunda hakkının zarar göreceği kuşkusuzdur. Açıklanan sebeplerle, Mahkemece, kişisel hakkın taşınmazı devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekili ve müdahale talep eden …’ın temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davacı vekili ve müdahale talep eden …’ın diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.