YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/18299
KARAR NO : 2017/14747
KARAR TARİHİ : 07.11.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
… A R A R
Davacı 3.kişi vekili,10.02.2012 tarihinde haczedilen malların müvekkiline ait olduğunu belirterek, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş,kararın 3. kişi vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 15.12.2014 tarih, 2014/20390 Esas ve 2014/18443 Karar sayılı ilamı ile dosya içeriğinden takip dayanağı çekle ilgili olarak borçlu tarafından davalı alacaklı aleyhine … 36.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/148 Esas ve 2013/273 Karar sayılı dosyasında menfi tespit davası açıldığı ve davanın kabulüne karar verildiği, ancak kararın henüz kesinleşmediğinin anlaşıldığı, anılan kararın bu davanın sonucunu etkileyeceğinin açık olduğu, Mahkemece, … 36.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/148 Esas ve 2013/273 Karar sayılı dosyasının kesinleşme sonucunun bekletici mesele yapılarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca, yapılan yargılama sonunda; takip borçlusunun diğer davalı takip alacaklısına borcu olmadığının kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edildiği gerekçesi ile konusu kalmayan davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekili ve davalı alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-T.C. Anayasasının 141/3 maddesi gereğince, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-c maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
Buna göre hükmün, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermesi gerekir, bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMKya Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, … 2011, s.472). Anayasanın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Yukarıda vurgulanan hususlar,….Kurulunun 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, …:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, …:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, …:436 sayılı kararlarında olduğu gibi birçok kararında da benimsenmiştir.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona bağlı bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK nın 297. (Mülga HUMK nın 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Temyize konu mahkeme kararında ise; kesinleşen menfi tespit davası sonucunda takibin ve haczin dayanaktan yoksun kalması karşısında konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekirken davanın reddine karar verildiği, kabule göre de davanın reddine karar verilmesine rağmen yetersiz gerekçe ile açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davacı yararına vekalet ücretine hükmedildiği, buna rağmen hüküm fıkraları içerisinde çelişki ve tereddüt uyandıracak şekilde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK nın 297. (Mülga HUMK nın 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, birbirleri ile çelişki, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde bir hüküm kurmak olmalıdır. Açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.Hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Temyize konu kararın davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmesinden sonra davacı 3. kişi vekili tarafından 22.09.2016 tarihli dilekçe ile temyizden feragat edildiği görülmekle vaki feragat nedeni ile temyiz isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin vaki feragat nedeni ile temyiz isteğinin reddine, alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 07.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.