Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/19881 E. 2018/14814 K. 03.07.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/19881
KARAR NO : 2018/14814
KARAR TARİHİ : 03.07.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalılar …, … vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.07.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat … geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi dosyasına konu olan 972 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki üç katlı binanın vekil edeni …’a ait olduğunu, 1982 yılında inşasına başlanan evin zemin ve üzeri iki dairelik betonarme binanın inşası sürecinde yapılan malzeme alımları, usta ve kalfa işçilik ücretleri, temel eşimi işçilik ücretleri ve diğer tüm giderlerin tamamının vekil edeni tarafından karşılandığını belirterek, taşınmaz üzerinde bulunan üç katlı betonarme binanın vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar … ve … vekili; söz konusu binanın yaklaşık 30 yıllık bir bina olup davacının o tarih itibariyle taşınmazla bir ilgisinin olmadığını, ilgisi olmadığı taşınmaza bina yaptırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu binanın yapıldığı tarih itibarıyle davacının yaptıracak ekonomik gücünün olmadığını, binayı vekil edenlerinin eniştesi olan Tevfik …’ın yaptırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı … 30/11/2015 havale tarihli dilekçesinde; 972 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde yer alan betonarme binanın tamamının davacı tarafından yaptırıldığını, kendisinin veya diğer hissedarların bu bina üzerinde herhangi bir haklarının bulunmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 272 parsel üzerinde bulunan üç katlı betonarme binanın 2/3 hissesinin davacı … tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 684/1.maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. 718.maddeye göre de, arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz
katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi, muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetine ve tapunun beyanlar sütununda gösterilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir kanundur. 33. maddesinde, kadastro Kanunu’nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiştir. 19. madde, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı kanunun 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir.
On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Açıklanan hukuki olgular ışığında somut olaya gelince; davacı dava konusu 972 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 3 katlı binanın vekil edenine aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu parsele ait tapu kaydının incelenmesinde; fındık bahçesi ve kargir bina vasfı ile Tevfik … adına kadastro yoluyla 26/01/1987 yılında tescil edildiği,tespitinin ise yine aynı vasıfla 08/05/1986 yılında yapıldığı, tespitin 26/01/1987 yılında kesinleştiği, davacının keşifteki beyanından dava konusu binanın 1983 yılında yapıldığı, yine tanık beyanlarının da dava konusu binanın 1983-1985 yıllları arasında yapıldığı anlaşılmıştır. Tapu kaydındaki taşınmazın vasfına ilişkin bilgiler, davacının beyanı, tanık beyanları gözönünde bulundurulduğunda, tespite konu binanın kadastro çalışmalarından önce yapılmış olduğu, temyize konu bu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 25/10/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
O halde, Mahkemece davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, davaya konu taşınmaz 972 parsel sayılı taşınmaz olduğu halde 272 parsel sayılı taşınmaz hakkında hüküm kurulması yanlış olmuştur.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalılar … ve … vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine,
HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 03/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.