Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/20556 E. 2020/3758 K. 22.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20556
KARAR NO : 2020/3758
KARAR TARİHİ : 22.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar vekili davalılar … vekili … ve aynı dilekçe ile … ile .. taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacılar vekili, 536 ada 13 parsel ve 537 ada 2 parsel sayılı taşınmazların EPDK tarafından kamulaştırıldığını ve dava konusu taşınmazların üzerinde bulunan tüm yapı ve ağaçların vekil edenlerinin murisi tarafından yapılıp/dikildiğini belirterek, söz konusu muhdesatların müvekkillerine aidiyetinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar davanın kabulü yönünde bayanda bulunmuş, bir kısım davalılar cevap vermemiş ve bir kısım davalılar ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, EPDK aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılara karşı açılan davanın kabulüne, harç yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmiş olup; hüküm, bir kısım davalılar vekili Av. …, davalılar … ve … vekili Av. … ve aynı dilekçe ile müstakil olarak davalılar … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kamulaştırma hukuki yararına dayanılarak açılan muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Öncelikle belirtilmelidir ki; muhdesatın tespiti davasında iddiaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazdaki tüm maliklerin davalı olarak gösterilmesi zorunludur.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (472l s.lı TMK mad.684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Kavak ve söğüt ağaçları, kendiliğinden yetişebilen ya da ekonomik amaçla yetiştirilen ve kesilip satılabilen ağaçlar olması nedeniyle muhdesat niteliğinde kabul edilmemektedir. Muhdesat. şahsi bir hak olup (TMK mad.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad.l 14/1-h, 115).
Bununla birlikte; muhdesatın tespiti davalarında davanın konusu (müddeabih) davalıların payına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup; yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcının, yargılama giderlerinin ve taraflar yararına takdir edilecek vekalet ücretlerinin iş bu müddeabih esas alınarak hesaplanması gerekir.
Ayrıca, az yukarıda açıklanan esaslar dikkate alınarak, yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK’nin 326/2. maddesi uyarınca hesaplanacak yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilecek vekalet ücretinden, her bir davalının, dava konusu taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olması halinde tapudaki payları, elbirliği mülkiyetin söz konusu olması halinde ise miras payları göz önünde bulundurularak sorumlu tutulmaları gerekir.
Somut olaya gelince; tapu kayıt maliklerinden …’ın bedel tespiti tescil davasında mirasçısı olarak Hazine’nin gösterildiği ancak eldeki dosyada … mirasçısı olarak çok sayıda kişinin yer aldığı anlaşıldığından Şerife’nin mirasçılık belgesinin dosyaya sunulması zorunludur. Aynı şekilde tapu kayıt maliklerinden …’nın nüfus kayıtlarına göre mirasçısı olarak gözüken Nuriye’nin davada yer almadığı ancak Nuriye’nin sağ veya ölü olduğunun nüfus kayıtlarından anlaşılamadığı bu sebeple …’nın da mirasçılık belgesinin ibrazı gerekir. Bununla birlikte tapu kayıt maliki … mirasçısı olan … ve … mirasçısı olan …’ın gerekçeli kararda yer almadığı anlaşılmıştır. Yargılama sırasında ölen davalıların mirasçılarının da yargılamada yer alması sağlanmalıdır. Belirtilen eksiklikler yerine getirilerek, usulüne uygun taraf teşkilinin sağlanması, sonrasında davanın esasına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer yandan davayı kabul eden davalılar yönünden davaya sebebiyet verip vermediklerinin değerlendirilmesi gerekirken; AAÜT’nin 6 ve Harçlar Kanunu’nun 22. maddelerinin dikkate alınmaması da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekili Av. …, davalılar … ve … vekili Av. … ve aynı dilekçe ile müstakil olarak davalılar … ve … tarafından yapılan temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 22.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.