YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2548
KARAR NO : 2016/5328
KARAR TARİHİ : 23.03.2016
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Borçlu vekili, İcra Mahkemesi’ne başvurusunda, alacaklı vekili tarafından, müvekkili hakkında, ilamlı icra takibi başlatıldığını, yapılan takipte, müvekkili …’nın hesaplara haciz konulduğunu, ilgili Başkanlığın tüzel kişiliği dahi olmadığından, gelire dayalı herhangi bir hesabının olmadığını, belirterek, hesaplara konulan hacizlerin ve blokenin kaldırılmasını istemiştir.
Mahkemece, dayanak ilamın menfi tespit olduğu ve menfi tespit kararlarının kesinleşmeden takibe konulmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verilmiş, hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nun 26. maddesi; “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yine, İİK’nın 18/3. maddesinde ise; “Aksine hüküm bulunmayan hallerde İcra Mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir.” hükmüne yer verilmiştir. Kanunda açıklık bulunmayan hallerde, duruşma yapılıp yapılmayacağı hakimin takdirine bırakılmış ise de; öngörülen takdir hakkı mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre değerlendirilmesi gereken bir takdir hakkıdır. Mahkemenin takdirine göre duruşma açılmasının gerekli görüldüğü hallerde ilgililerin duruşmaya çağrılması yasal bir gerekliliktir. Şikayet sonunda hakları haleldar olabilecek alacaklıların savunma haklarını kullanabilmeleri ve adalet dengesinin sağlanabilmesi bakımından takdir hakkı, duruşma açılması yönünde kullanılmalıdır. Şikayet nedeniyle verilecek karardan etkilenecek olanlara şikayet dilekçesi tebliğ edilerek, taraf teşkilinin sağlanması da gerekir.
Somut olayda, borçlunun İcra Mahkemesi’ne başvurusu, hacizlerin ve blokenin kaldırılmasına yönelik olup, İcra mahkemesi’nce dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen kararda, borçlu talebi, “menfi tespit ilamlarının kesinleşmeden takibe konulamayacağı” olarak bildirilmiş ve menfi tespit kararlarının kesinleşmeden takibe konulmayacağı gerekçesi ile şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda bahsi geçen İİK’nun 18/3. maddesi uyarınca duruşma açılıp, tarafların beyan ve delilleri toplanmadan, 6100 sayılı HMK’nun 26. maddesine aykırılık teşkil edecek şekilde, talep de aşılarak takibe konu dayanak ilam kesinleşmediğinden bahisle takibin iptaline karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 23.03.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.