YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3793
KARAR NO : 2016/5364
KARAR TARİHİ : 24.03.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
… ve müşterekleri ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair … Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 25.03.2014 gün ve 183/103 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili, dava konusu 376 ve 379 parsel sayılı taşınmazların 1966 yılında vekil edenlerinin murisi tarafından satın alındığını, tarla niteliğindeki taşınmazları bahçeye çevirdiğini ve hayvanlar için de 3 adet ahır inşa ettiklerini açıklayarak, öncelikle davalı adına kayıtlı taşınmazların tapularının iptali ile davacılar adına tesciline mümkün olmadığı takdirde temliken tescil hükümlerinin uygulanması ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı cevap dilekçesi ve keşifteki beyanında; fazladan adına kayıtlı yerin tapu kaydından silinmesini, keşif doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, keşifte davalının dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının silinmesini talep ettiğini, buna mükabil eksik harcın tespiti amacıyla taşınmazların değer tespitinin yapıldığını açıklayarak, 376 nolu parselin 05.12.2013 tarihli raporda belirtilen 650 m2’lik kısmının 379 nolu parselin 05.12.2013 tarihli raporda belirtilen 450 m2’lik kısmının, davacılar adına veraset ilamı oranında tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 376 ve 379 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin tapu kaydı ve tapulama tutanaklarının incelenmesinde; 379 parsel sayılı taşınmazın 360 sayılı parselin, 376 parsel sayılı taşınmazın ise 361 sayılı parselin ifraz edilmesi neticesinde oluştukları, 360 ve 361 parsellerin senetsizden sırasıyla … adına 15.08.1967 tarihinde tespit edildiği ve tapulama tutanaklarının itiraz edilmeksizin 04.09.1967 tarihinde kesinleştiği, 376 parselin 04.08.1976 tarihinde, 379 parselin 21.08.1979 tarihinde yapılan satış işlemi ile davalı … adına tescil edildiği anlaşılmıştır.
Davacılar vekili, kadastro öncesi haricen satın almaya dayalı olarak tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı halde üzerinde meydana getirilen yapı nedeniyle TMK’nun 724. maddesi gereğince dava konusu yerlerin iptali ile vekil edenleri adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı tarafın 1966 yılında satın alma nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemi yönünden, 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 31 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddeleri uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, bu sebeple buna dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunamayacağı anlaşılmıştır.
Ancak, davalı 10.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde, davanın keşif doğrultusunda kabulüne karar verilmesini istemiş, 29.11.2013 tarihli keşif beyanında da, ” bu yer adıma fazladan tescil edilmiştir, bunun tapu kayıtlarından silinmesini istiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. 6100 sayılı HMK’nun 308 (1086 sayılı HUMK.92.) maddesinde “..kabul, davacının talep sonucuna davalının tamamen veya kısmen muvafakat etmesi …” ve HMK’nun 309/4 maddesinde “…kabul, kayıtsız şartsız olmalıdır” hükümleri yer almaktadır. Mahkemece, davalının beyanları göz önünde bulundurularak, keşif sonrasında fen bilirkişi tarafından düzenlenen 05.12.2013 tarihli raporda gösterilen 376 parselde 650 m2 yer ile 379 parselde 450 m2 yerin davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Tapu iptali ve tescil davalarında iptale karar verilmeden tescil karar verilmez. Mahkemece sadece, 05.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda gösterilen yerlerin davacılar adına veraset ilamı oranında tesciline ibaresini kullanmış, iptal konusunda bir hüküm kurulmamıştır. Yazılı şekilde kurulan hükmün infazda duraksama yaratacağı açıktır. Hüküm, bu haliyle HMK’nun 297. maddesine aykırı bulunmaktadır. Bir hüküm fıkrasında bulunması gereken hususlar HMK’nun 297 ve devamı maddelerinde tek tek bendler halinde açıklanmıştır. Bundan ayrı, Mahkemece dava konusu 05.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda gösterilen kısımların dava konusu taşınmazlardan ifrazının mümkün olup olmadığı da araştırılmamıştır. Yerel mahkemenin hüküm fıkrası bu haliyle yerinde görülmemiştir.
Hal böyle olunca, davalının kabul beyanı gereğince, dava konusu 376 parselde 650 m2’lik ile 379 parselde 450 m2’lik kısımlar yönünden öncelikle, taşınmazların ifrazının mümkün olup olmadığının ilgili Belediye Başkanlığından sorularak belirlenmesi, ifrazı mümkün olmadığının tespit edilmesi halinde davalının kabulünde olan yerlerin taşınmazların tamamına oranı tespit edilerek pay oranında davacılar adına tesciline karar verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabİleceğine ve 129,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.