Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/10747 E. 2020/3812 K. 23.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/10747
KARAR NO : 2020/3812
KARAR TARİHİ : 23.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, görevsizlik karar verilmiş olup hükmün davacı vekili, davalı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı … Şti. vekili, dava konusu yirmi altı parça toplamda 223 dönüm arazide davacının zilyet olduğunu, zilyetliğine binaen, haksız saldırı ve eylemleri önlemek ve zilyedi olduğu taşınmazı korumak gayesiyle taşınmazın çevresini tel örgü ile çevirmek istediğini, davalı şirketin yönetici ve çalışanlarının 05.02.2014 tarihinde taşınmazın tel örgü ile çevrilmesine fiili olarak engel olduklarını, halen saldırıların devam ettiğini açıklayarak, davalının taşınmaza vaki müdahalesinin men’ine ve zilyetliğin TMK’nin 981 ve müteakip maddeleri uyarınca korunmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … A.Ş vekili, davanın reddini savunmuştur.
Asli müdahil S.S Hayıtlı Koyu Kooperatifi vekili, taşınmazların tapuda maliki olduğunu açıklayarak, davalının haksız olarak taşınmazlara yaptığı müdahelenin önlenmesini talep etmiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesine açılan dava hakkında, davanın şahsi hakka dayalı elatmanın önlenmesi isteminden ibaret olduğu, HGK’nin 25.11.2009 tarihli ve 2009/8-518 Esas, 573 Karar, 8. H.D’nin 03.10.2013 tarihli ve 2013/ 12426 Esas, 2013/ 14192 Karar sayılı ilamı ile HMK’nin 4/1-c maddesi gereği herhangi bir hakka dayalı zilyetliğe değil sadece zilyetliğe dayalı zilyetliğin korunması davalarının Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği, zilyet zilyetliğinin bir hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan yalnızca zilyetliğini öne sürerek, zilyetliğine müdahalenin önlenmesini isteyebileceği, ancak, zilyetliğinin arkasında bulunan nesnel veya kişisel bir hakka dayanıldığında ise dava, bir hak davası niteliğini kazanacağı, olayda sunulan delillerden davacının kira sözleşmesinden kaynaklanan şahsi hakkından kaynaklanan zilyetlik hakkına dayandığının anlaşıldığı, görev düzenlemesinin HMK’nin 114/1-c maddesine göre dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olduğu, yargılamanın her aşamasında tarafların ileri sürmesi ile veya resen dikkate alınması gerektiğinden keşif yapılmasına dair ara karardan dönülerek açılan davanın HMK’nin 114-1/c ve 115 maddelerine göre görevsizlik nedeniyle usulden reddine, dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde Dairenin 2014/15556 Esas ve 2015/23161 Karar sayılı ilamıyla görevsizlik kararı onanmıştır.
Dosyanın gönderildiği Asliye hukuk mahkemesi, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın tarafların da kabulünde olduğu üzere kira sözleşmesine dayanan zilyetlik nedeniyle elatmanın önlenmesine ilişkin olduğu, 6100 sayılı HMK’nin 4.maddesinin 1-a bendinde kira ilişkisinden doğan alacak davaları dahil tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ve bu davalara karşı açılan davaların Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine girdiği, somut olayda zilyetliğin kira sözleşmesinden kaynaklanan şahsi hakka dayalı olarak ileri sürülmesi davaya bir hak davası özelliği kazandırsa da Dikili Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/80 Esas, 2014/113 Karar sayılı görevsizlik kararına dayanak olarak gösterilen HGK’nin 25.11.2009 tarihli ve 2009/8-518 Esas, 573 Karar sayılı kararın uygulama alanının bulunmadığı, anılan HGK’nin kira sözleşmesine dayalı zilyetlik iddiasını değil, bunun dışındaki şahsi hakka dayalı zilyetlik korunması istemlerine ilişken davaların Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekliliğine işaret ettiği, başka bir deyişle kira sözleşmesine dayalı şahsi hak durumunun yasadan kaynaklanan istisnai bir durum oluşturduğu, görev düzenlemesinin dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olduğu, davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi veya resen dikkate alınması mümkün ve Dikili Sulh Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden usulden reddine, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili, davalı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nin 23/2. maddesinde, “Yargıtayca verilen merci tayini kararları ile temyiz incelemesi sonucu kesinleşen göreve ve yetkiye ilişkin kararlar davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık yönünden sulh hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararının, Daire tarafından temyiz incelemesi neticesinde onanması ve görev hususunun artık kesinleşmesi karşısında, Asliye Hukuk Mahkemesince taraf delilleri toplanarak, davacının iddiası yönünden ilgili inceleme ve araştırma yapılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekili, davalı vekili ve asli müdahil vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 23.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.