Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/12268 E. 2020/3684 K. 18.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/12268
KARAR NO : 2020/3684
KARAR TARİHİ : 18.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR
Davacı Hazine vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazın eski dere yatağında olduğunu açıklayarak, taşınmazın dere yatağında kalan kısmının tapu kaydının iptali ile terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesi sunmamış olup, yargılama sırasındaki beyanlarında davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, … ili, …ilçesi, … köyü, 149 ada 1 parsel içinde yer alan ve fen bilirkişisinin 13/12/2011 tarihli krokisinde (A2) harfi ile gösterilen 3.166,87 m²’lik taşınmaz bölümü, (A3) harfi ile gösterilen 585,24 m²’lik taşınmaz bölümü ve (B) harfi ile gösterilen 8.018,15 m²’lik taşınmaz bölümünün bu parselden ayrılarak tapu kaydının iptali ile “dere” olarak terkin edilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çekişmeli taşınmazın eski dere yatağında kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 149 ada 1 parselin, 17.11.2000 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında, davalıya intikalen geldiği ve 20 yılı aşkın süredir nizasız ve fasılasız davalının zilyetliğinde olduğu belirtilerek, davalı adına tespit edildiği, kadastro tutanağının 18.01.2001 tarihinde kesinleştiği ve 13.821,96 m2’lik yüzölçümü ile tarla vasfında tapuya tescil edildiği, mahkemece dava konusu 149 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bir ziraat, bir jeoloji ve bir fen bilirkişisi ile yapılan keşif sonrası alınan fen bilirkişi raporunda, 1959 tarihli memleket haritasında taşınmazın bir kısmının dere yatağında olduğu; jeoloji bilirkişisi raporunda taşınmazın kuzeyinden geçmekte olan derenin yaşanılan afetten önce güneyinden geçtiği ve dere yatağının yer değiştirdiği, 50 yıldır tarla olarak kullanıldığı, taşınmazın dere yatağında olmadığı, taşkın havza içinde yer aldığı; ziraat bilirkişi raporunda ise taşınmazın 5.500 m2’lik kısmının az taşlı, daha önce tarla tarımı yapılmış ve tarım yapmaya elverişli olduğu, 8.321,96 m2’lik kısmının tarım yapmaya elverişli olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Dere yatakları, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak aktif dere yatağı ve etki alanında kalmayan bir yer niteliği itibariyle imar-ihyayı gerektirmiyor ise koşulları mevcut olduğu takdirde kazanılabilir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17.maddesinin son fıkrasında il, ilçe ve kasabaların imar planı dahilinde kalan yerlerin imar-ihya yolu ile kazanılması yasaklanmıştır. İmar planı içinde kalan ve ihyayı gerektirmeyen bir yerin zilyetlik yoluyla kazanılması ise mümkün bulunmaktadır. Daha açık bir ifade ile, imar-ihya gerektirmeyen ve zilyetlikle kazanıma uygun bir yerin imar planı içerisinde kalmış olması kazanmayı önlemez.
Somut olayda, Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme ile alınan bilirkişi raporları hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde keşif sonrası dosya içerisine alınan teknik bilirkişi raporu ekinde bulunan krokiye göre nizalı taşınmazın sadece 1959 tarihli memleket haritasında, taşınmazın bir kısmının dere yatağı ve kumluk alanda kaldığı tespit edilmiş, Mahkemece ve bilirkişilerce usulüne uygun olarak dere yatağı araştırması yapılmamış, komşu parsellerin dere yatağına ilişkin durumu araştırılıp değerlendirilmemiştir.
O halde Mahkemece, dava konusu taşınmazın bulunduğu yöreye ait en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritaları ile kadastro tespit tarihinden 20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan üretilen memleket haritaları (Memleket haritalarının orijinalinden çekilmiş renkli örnek olmasına dikkat edilmeli) bulundukları yerlerden dosyaya getirtilerek, bu konuda uzman bir jeoloji mühendisi, bir ziraat mühendisi, bir harita mühendisi bilirkişiden oluşan bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılması, düzenlenecek raporlarda dava konusu taşınmaza komşu parsellerle birlikte dava konusu taşınmaza ilişkin birleşik paftanın düzenlettirilmesi, derenin hali hazırda taşınmaza göre nereden aktığının kroki üzerinde işaretlenmesi, hangi tarihten itibaren yatak değiştirdiğinin de ilgili birimden sorularak açıklığa kavuşturulması, teknik bilirkişice, taşınmazın bir kısmının eski dere yatağında olduğu açıklandığına göre dava konusu yerin imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğu düşünülerek, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca imar ve ihya koşullarının araştırılıp saptanması, teknik ve zirai bilirkişilerden gerekçeli, denetime açık rapor alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma yapılması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Davalının 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.