YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/13544
KARAR NO : 2017/10977
KARAR TARİHİ : 18.09.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı 3. kişi vekili, 11.02.2010 tarihinde haczedilen menkullerin müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin hacizli malları ihaleden aldığını, haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği yerde yapılmadığını, malların borçla ve borçlu ile ilgisinin bulunmadığını iddia ederek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu haczin takip ve talimat adresinde borçlu şirket yetkilisinin huzurunda yapıldığı, bu adresin borçlu şirketin ticaret sicile kayıt lı eski adresi olduğu, davacının bu adresi kiralayarak borçlu şirket ile aynı iş kolunda “Turkuaz” ibaresini kullanarak aynı işi yaptığı, dinlenen tanık beyanlarına göre borçlu şirketin durumunun bozulması ve hacizlerin gelmesi üzerine, borçlu şirket yetkilisi İhsan, davacı ve dava dışı …..’nın birlikte hareket ederek, Fatma adına senetler düzenleyerek gerçek olmayan takipler ve hacizler yaptıkları, bu yolla borçluya ait malları ihale ile aldıkları, ancak makinalar ve işçilerin hiç değişmediği, aynı fabrikada faaliyete devam ettikleri, sadece görünürde borçlu şirket merkezinin Tuzla’ ya taşındığı, davacı ve borçlunun organik bir bağ içinde birlikte hareket ettikleri, alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak haciz ve satış işlemleri yaptıkları, bu durumun ise yasa tarafından korunamayacağı gerekçesiyle davanın ve tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3. kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı alacaklı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazları bakımından;
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı 3. kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Şöyle ki;
Davacısı 3. kişi …, davalıları alacaklı …..i, dava konusu Hürmak marka enjeksiyon makinası olan Küçükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2011/733 Esas sayılı dava dosyasında verilen kabul kararı, Yargıtay 17. Hukuk Daire’sinin 27.03.2011 tarih, 2012/1268 Esas, 2012/3713 Karar sayılı kararıyla davacı 3. kişi yararına onanmışsa da verilen bu karar, eldeki istihkak davası bakımından maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Çünkü;
İcra mahkemesinin istihkak davası sonunda verdiği kararlar (davanın esastan kabulü veya reddine ilişkin kararlar), maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Bu dava takip hukukuna ilişkin bir dava olup, etki ve sonuçlarını da sadece takip hukuku alanında gösterebilir. İstihkak davasının amacı, üçüncü kişinin bu davaya konu yaptığı hakkının sadece derdest takip bakımından ön sorun olarak tespitine ve bunun sonucunda söz konusu mal üzerinde cebri icranın caiz olup olmadığının belirlenmesi nihai amacına yöneliktir. Yani, haczin belli bir hak iddiasına karşı geçerli ve caiz olup olmadığının ve bunun sonucunda bu mal üzerinde cebri icranın yürüyüp yürümeyeceğinin tespiti amaçlanmaktadır.
Bu nedenle, istihkak davası sonunda verilen hüküm sadece derdest (somut) icra takibi bakımından ve davaya taraf olanlar hakkında kesin hüküm teşkil edebilir. Bu takibi aşacak şekilde bir etkiye sahip değildir. Yani, sonradan aynı malın tekrar haczedilmesi halinde, davanın sebebi ve tarafları aynı olsa bile, önceki davada verilen hüküm, kesin hüküm teşkil etmez; dolayısıyla, ne alacaklı ne de üçüncü kişi kesin hüküm itirazında bulunabilir. Davacı üçüncü kişi, açtığı ilk istihkak davasını kaybetmiş olsa bile, bu arada malın mülkiyetini kazanmış olabilir ve dolayısıyla aynı malın tekrar haczedilmesi halinde yeniden istihkak davası açabilir. Şu halde, aynı mal, aynı borçluya karşı yapılan daha sonraki (başka) bir takipte yeniden haczedilecek olursa, üçüncü kişi, eğer bu mal üzerinde bir hak iddia ediyorsa, bu hacze karşı da yeniden istihkak davası açmak zorundadır. Çünkü bu davanın niteliği ve amacından kaynaklanan bir sonuçtur. Takip hukukuna ilişkin ve amacı haczedilen bir malın derdest takip bakımından cebri icraya konu olup olmayacağının tespitine yönelik olan bir dava sonunda verilen hüküm, ancak bu takiple sınırlı bir etki gösterebilir. Zira, istihkak davası derdest takibin akıbetine bağlı bir davadır. Öyle ki, takip herhangi bir nedenle sona ererse, dava da buna bağlı olarak artık konusuz kalmakta, sona ermektedir. Bu nedenle, dava sonunda verilen hüküm, ancak derdest takip bakımından kesin hüküm etkisine sahip olabilir. İstihkak davasında her türlü delilin ileri sürülebilmesi ve icra mahkemesinin delilleri serbestçe takdir edebilmesi de, tek başına dava sonunda verilen hükmün maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesinin bir gerekçesini teşkil etmez. Çünkü, bunlar tarafların davadaki karşılıklı durumlarından kaynaklanan doğal bir sonuçtur. Yani, üçüncü kişi ve borçlu arasındaki ilişkilere yabancı olan alacaklının, bu davada her türlü delili ileri sürebilmesi, bu ilişkinin bir gereğidir. Ayrıca, üçüncü kişinin de, arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmayan alacaklıya karşı kesin delil niteliğinde bir delil ileri sürmesi söz konusu olamaz.
Bu nedenlerle, istihkak davası sonunda verilmiş olan hüküm, üçüncü kişi ve borçlunun birbirlerine karşı maddi hukuktan kaynaklanan dava haklarını etkilemez. Zira, istihkak davasında bunlar arasındaki maddi hukuk ilişkilerine etki edecek şekilde bir karar verilmiş değildir; esasen davanın amacı da bu değildir. Dolayısıyla, istihkak davasını kaybetmiş olan üçüncü kişi, kendi malı ile borçlunun borcunun ödendiği gerekçesiyle, borçluya karşı sebepsiz zenginleşme davası açabilir. Borçlu bu davada, icra mahkemesinin istihkak davasını lehine hükme bağlayan kararına dayanarak kesin hüküm itirazında bulunamaz. Ayrıca, davayı kaybetmiş olan üçüncü kişi, mal paraya çevrilmediği, yani mevcut olduğu takdirde, borçluya karşı Medeni Kanun’un 683’üncü maddesine dayanarak istihkak davası da açabilir. Borçlu da, istihkak davasını kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, yine Medeni Kanun’un 683’üncü maddesine dayanarak, istihkak davası açabilir (Aslan, Kudret, Hacizde İstihkak Davası, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, sayfa 590- 593).
Dava dosyası içerisindeki diğer bilgi ve belgelere, istihkak davalarında verilen hükmün maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemesine, mahkeme kararının gerekçesinde de yer verilen borçlu temsilcisi, davacı ve dava dışı….. arasında yapılan danışıklı takip ve işlemlere, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/16603 soruşturma numaralı dosyasındaki müşteki ve şüpheli beyanlarına ve taraflarca dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı 3. kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin ve davacı 3. kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 7,10 TL’nin temyiz eden davalı ve davacıdan ayrı ayrı alınmasına, 18.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.