YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/14665
KARAR NO : 2018/18159
KARAR TARİHİ : 05.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemiz’in 16/02/2017 gün ve … Esas, 2017/1976 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde, mülhak vakıf olan … kurulu Fahrul Müderrisin Katipzade El Hac Osman Efendi Bin Ahmet Reşit Efendi Bin Mehmet Efendi Vakfı mütevellisinin yaptığı iş ve işlemlerden dolayı vakfı zarara uğrattığı gerekçesi ile 46.839,40 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce verilen hükmün düzeltilerek onama kararının davalı vekili tarafından düzeltilmesi istenildiğinden dosya yeniden incelenmiştir.
Dava, mülhak vakıf mütevellisinin vakfı zarara uğrattığı iddiasına dayalı zararın tazmini istemine ilişkindir.
Öncelikle, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır:
Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir.
Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).
Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).
Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir.
Dava konusu vakıf, mülga 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş vakıf yani “mülhak vakıf” olup dava konusu vakfın mütevellisinin (yöneticisi) aynı zamanda davalı olan … olduğu ve görevine devam ettiği, nitekim davaya dayanak yapılan işlemler için mütevellinin görevden alınması talep edilmiş olup Vakıflar Meclisinin 16.08.2012 gün ve 501 sayılı kararı ile talebin uygun bulunmadığına karar verilmiş, incelemeye konu davadan sonra açılan ve 06.07.2016 tarihinde kesinleşen … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/3 Esas, 2016/293 Karar sayılı ilamı ile de mütevelli …’nun mütevellik görevinin devam ettiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Vakıf yöneticisi olan mütevelli, mülhak vakıflarda, vakfı yönetmeye ve temsile yetkili olan kişidir. Mütevelli, tüzel kişiliğe sahip mülhak vakfın temsil ve ilzama yetkili yöneticidir. Vakıf tüzel kişiliğine zarar verildiği iddiasına dayalı davayı tüzel kişinin kendi adına açması gerekmektedir. Denetim makamı olan …’nün ayrı bir tüzel kişiliği bulunan ve mütevelli aracılığı ile yönetilen vakıf adına dava açma sıfatı bulunmadığından davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerektiği anlaşıldığından düzeltilerek onama kararının kaldırılarak hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile, Dairemizin 16.02.2017 gün ve … Esas, 2017/1976 Karar sayılı düzelterek onama ilamının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair karar düzeltme itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, 05.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.