Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/15045 E. 2017/12645 K. 11.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/15045
KARAR NO : 2017/12645
KARAR TARİHİ : 11.10.2017

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVACILAR : … vs.
DAVA TÜRÜ : Alacak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar …, … ve … vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, karar tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte 76.875-TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, reddedilen kısım yönünden davacılar vekili tarafından, kabul edilen kısım yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki (3) nolu bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacılar vekilinin 218 ada 1 parseldeki 2 nolu bağımsız bölüme ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre 2 nolu bağımsız bölüm yönünden dava, diğer mirasçılar tarafından sağ eşe karşı açılan ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesi ile katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin(TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi(TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir(eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir(TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olayda, davalı sağ eş ile miras bırakan 08.11.1964 tarihinde evlenmişler, eş … 27.03.2008 tarihinde ölmüş olup, eşler arasındaki mal rejimi bu tarihte sona ermiştir. (TMK.nun 225/1.fıkrası). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı(TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m).
HMK’nun 33.maddesine göre; davacılar vekili dava dilekçesinde, malların edinilmesinde vekil edenlerinin annelerinin de katkısının bulunduğunu bildirip edinilmiş malların tasfiyesini istediğine göre talep içinde katkı payı alacağı talebi de vardır. Yine dosya arasındaki bilgi ve belgelere göre, davacıların miras bırakanı olan ölen eş çalışıp emekli olan, belli ve düzenli geliri olan bir kişidir. Bu nedenle mirasbırakanın evlilik tarihinden 2 nolu bağımsız bölümün fiili olarak senetle satın alındığı ve parasının ödendiği 28.12.2001 fatura tarihine kadarki gelirleri ile davalı eşin gelirleri belirlenerek yukarıda belirtilen dairemiz ilke ve esaslarına göre katkı payı alacağının hesaplanması, hesaplama yapılırken davacıların miras paylarının da göz önünde bulundurulması ve taleple bağlı kalınarak hasıl olacak sonuca göre katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekirken bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Davalı vekilinin 268 ada 171 parseldeki 39 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda, söz konusu taşınmazın tasfiye anındaki değerinin 110.000-TL olarak tespit edildiği belirtilerek bu miktar üzerinden hesaplama yapılmışsa da; dosya arasında bulunan 31.01.2014 tarihli teknik bilirkişi raporunda taşınmazın keşif tarihi itibariyle mevcut durumuna göre değer tespiti yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki; eksikten getirtilen… 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/156 esas-2012/196 karar sayılı dosyasının incelenmesi neticesinde; davacılardan … ‘ın 39 nolu bağımsız bölümde miras bırakanın ölümünden sonra yaptığı iyileştirmeler nedeniyle tazminat isteğinde bulunduğu, yapılan yargılama neticesinde davacının onarım masrafı yönündeki talebinin kısmen kabulü ile 5.806-TL onarım masrafının iş bu dosya davalısı olan sağ eşten tahsiline karar verildiği ve kararın 24.12.2012 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. Eşlere ait kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs) göre değerlendirilir(TMK’nun 228/1. m). Anılan iyileştirmelerin mal rejiminin sona erdiği miras bırakanın ölümünden sonra yapıldığı anlaşıldığına göre, temyize konu mal rejiminin tasfiyesi davasında davalının mükerrer ödeme yapmasının önüne geçmek için söz konusu iyileştirmeler nedeniyle taşınmazda oluşan değer artışı düşüldükten sonra kalan miktarın tasfiyeye dahil edilerek bu miktar üzerinden davacıların katılma alacağının belirlenmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilerek davalı aleyhine fazla alacağa hükmedilmesi de doğru değildir.
SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının ise yukarıda (3) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin hacrın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadelerine, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.