Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/15282 E. 2020/3920 K. 24.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/15282
KARAR NO : 2020/3920
KARAR TARİHİ : 24.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R

Davacılar vekili, tarafların ortak mirasbırakanları ….adına kayıtlı dava konusu 553 parsel sayılı taşınmazda, davalıların bir kısmının 1981, 1982 ve 1986 tarihinde düzenlenen senetlerle paylarını vekil edenlerinin murisine devrettiklerini, bir kısım davalıların da noterde düzenlenen vekaletnamelerle taşınmazdaki hisselerinin satışına ilişkin davacı tarafa yetki verdiklerini açıklayarak, davalıların 553 parsel sayılı taşınmazdaki paylarının iptali ile vekil edenleri adına miras payları oranında tesciline, mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan …, …, …, … davayı kabul ettiklerini, …, …, …, …, …, … da davayı sadece ev için olan hususunu kabul ettiklerini açıklamışlar, davalı … bozma ilamına konu ilk karar tarihinden sonra, davalılar …,…, … ve … ise temyize konu karar tarihinden sundukları dilekçeleri ile dava konusu parselin davacılara ait olduğunu kabul ettiklerini açıklamışlardır.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda, davacıların murisi ile davalıların bir kısmı arasında yapılmış sözleşmelerin dava konusu taşınmazın kadastro tespitinden önce yapıldığı, kadastro tutanağının kesinleştiği 20.1.1988 tarihinden dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanun’un 12/3 maddesi gereğince hak düşürücü sürenin geçtiği, kadastro tutanağının kesinleşmesinden sonra verilen vekaletnamelerde taşınmazın devrine ilişkin ibarelerin bulunmadığı gerekçeleriyle tapu iptali ve tescil isteminin reddine, bilirkişi raporunda davaya konu sözleşmelerde yer alan bedellerin dava tarihi itibariyle değerlerinin davalılar …, … ve …’den alınmasına, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 28.05.2015 tarihli, 2014/8277 Esas-2015/12017 Karar sayılı karar ile, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, dava konusu 553 parsel sayılı taşınmazın 13.10.1986 tarihinde yapılan tapulama çalışmalarında ½ hisse oranında …. adına tespitinin yapıldığı, itiraz edilmeksizin kesinleşerek 20.1.1988 tarihinde tapuya tescil edildiği, 31.05.2011 tarihinde açılan tapu iptali ve tescil davasının 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesinde yer alan hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından dinlenmesinin mümkün olmadığı, ancak; davalıların talep sonucunu kabul etmelerinin bundan istisna olduğu, taşınmazın ½ hisse oranında … ve … adına kayıtlı olup, tarafların bu kişilerin mirasçıları oldukları, davalılardan …, …, …, …’in duruşma sırasındaki beyanlarında, davalı … ise hüküm tarihinden sonra gönderdiği dilekçe ile davayı kabul ettiklerini açıkladıkları, her ne kadar davalılar …, …, …, …, …, … duruşmadaki beyanlarında davayı sadece ev için olan hususunu kabul ettiklerini açıklamışlar ise de, taşınmaz 49 m2 yüzölçümünde ahşap ev vasfında olduğundan bu davalılar yönünden de davanın kabul edildiğinin kabulünün gerekeceği, kabulün davaya son veren taraf işlemlerinden olduğu, bu sebeple, davalılardan …, …, …, … ve … davayı kabul ettiklerinden; hem Şaziye hem de Hüseyin’in mirasçıları oldukları gözönünde bulundurularak her iki paydan gelecek miras payları yönünden, yine davayı kabul eden davalılar …, …, …, …, …’ın ise sadece Şaziye mirasçıları olduğu gözetilerek Şaziye’den intikal edecek paylarının iptal ve tesciline karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken; tazminata (bedele) karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulü ile, 553 parsel sayılı taşınmazda, davalılar …, …, …, …’e murisleri ….’dan intikal edecek payların, davalılar …, …, …, … ve …’a murisleri …’dan intikal edecek payların, davalı … ile …’e murisleri …’dan intikal edecek payların, tapu kayıtlarının iptali ile bu payların davacılar adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; kadastro öncesinde yapılan miras payının devri sözleşmelerine dayalı pay iptali ve tescil mümkün olmadığı halde bedel isteğine ilişkindir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Mahkemece bir kısım davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, karar tarihinden sonra … mirasçılarından …, …, … ve …’ın kimlik tespiti yapılan 21.04.2017 ve 02.05.2017 tarihli dilekçeleri ile davayı kabul ettiklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır.
Davayı kabul geniş kapsamlı bir beyan olup HMK’nin 309. maddesi gereği kati bir hükmün neticelerini doğurur. Kabulün geçerliliği karşı tarafın muvafakatına da bağlı değildir. Kabul beyanı etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile gösterir.
HMK’nin 310. maddesine göre davayı kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir ve kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.( HMK mad. 311)
Bu durumda, karar kesinleşinceye kadar davayı kabulün mümkün olduğuna, Mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra,temyiz aşamasında haklarındaki davanın reddine karar verilen bir kısım davalılar tarafından verilen dilekçeler ile usulüne uygun şekilde dava kabul edildiğine ve bu aşamada davayı kabul hakkında karar verme yetkisi Yerel Mahkemesine ait bulunduğuna göre, davayı kabul hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3. HMK’nin 297/2. maddesi gereğince; mahkemece verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu maddeye göre; hüküm fıkrasının açık olması, infazı sırasında tereddüt yaratmayacak şekilde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların tek tek belirtilmesi gerekir. Aksi halde, hükmün icrası sırasında şüphe ve tereddütlerin doğmasına ve ilamın infaz edilememesine neden olur.
Somut olayda, Mahkemece hüküm fıkrasında, bir kısım davalılara murislerinden intikal eden ve iptaline karar verilen payların oranları ile bu payların davacılar adına tesciline esas pay oranları tereddüte meydan vermeyecek şekilde açık ve anlaşılır biçimde gösterilmemiştir. Bu nedenlerle Mahkemece kurulan hükmün infaza elverişli olmaması da bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.