YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/17024
KARAR NO : 2020/3696
KARAR TARİHİ : 18.06.2020
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Edremit İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Edremit İcra Hukuk Mahkemesinin 21.02.2017 tarihli ve 2016/83 Esas, 2017/72 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, haciz yapılan adreste hazır bulunan çalışanın borçlunun adresten ayrılmasından sonra davalı üçüncü kişi ile çalışmaya devam ettiğini, haciz adresine ait olmayan vergi levhası sunulduğunu, borçlu ile üçüncü kişinin faaliyet alanlarının farklı olduğunu, haciz adresine ilişkin sunulan kira sözleşmesinde borçlunun kefil sıfatıyla imzasının bulunmasının aralarında muvazaalı işlemler yapıldığının kanıtı olduğunu, borçlunun tabelasının hala haciz adresinde bulunduğunu tüm mahcuzların borçluya ait olduğunu belirterek, üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, müvekkilinin iş yerini içindeki menkuller ile ile birlikte devir aldığını, borçlunun adresle ilgisinin kalmadığını,karinenin aksini ispat yükünün alacaklı üzerinde olduğunu borçlu ile iş yeri devri dışında başka bir bağın da bulunmadığını, sırf işletme devri sebebiyle işçileri işten çıkarmaksızın çalıştırmaya devam ettiklerini, iş yerinin uzun süredir “Bayal Ayakkabı” ünvanı ile tanınması sebebiyle iş yeri adının değiştirilmeden faaliyete devam edildiğini, açıklanan sebeplerle davanın reddine, %20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, haciz adresinin borcun doğumundan sonra davalı üçüncü kişi şirkete devredilmesinin alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik örtülü ve danışıklı iş yeri devri niteliğinde olduğu, üçüncü kişinin devir işlemi dışında işletme içindeki malların devri ve ödenen bedele ilişkin bir delil sunmamış olması,sunulan faturaların borcun doğum tarihinden sonraki tarihli oluşu, kira sözleşmesinde borçlunun kefil olması nedenleriyle devrin muvazaalı olduğu, muvazaalı olmasa bile karinenin aksinin üçüncü kişi tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 13.10.2017 tarihli ve 2017/349 Esas, 2017/760 Karar sayılı kararı uyarınca, borçlunun iş yeri ünvanını taşıyan tabelanın haciz adresinde bulunması, haciz adresine ilişkin kira sözleşmesinde borçlunun kefil sıfatıyla imzasının bulunması, borçlu çalışanlarının halen işyerinde çalışmaya devam etmeleri nedeniyle mülkiyet karinesi borçlu ve dolayısıyla alacaklı lehine olup, ispat yükünün davalı üçüncü kişi üzerinde olduğu, iş yeri devri gerçekleşmiş olsa dahi ticari işletme devrinde İİK’nin 44. ve TBK’nin 202. maddelerinde öngörülen koşulları yerine getirilmemiş olduğundan, devir işleminin alacaklıların haklarını etkilemeyeceği, davalı üçüncü kişinin işletmenin borçlarından sorumlu olacağı, istinaf aşamasında sunulan fatura ve ödeme belgelerinin yargılama aşamasında sunulmamış olduğu, kaldı ki sunulan belgelerin de devri ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nin 99. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde davalı üçüncü kişinin haciz adresindeki işletmeyi borçludan borcun doğumundan sonra devraldığını belirterek, İİK’nin 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğu kabul edilmiştir. Buna göre borcun doğumundan önce haciz adresinin borçluya ait olduğu anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki belgeler incelendiğinde ise ödeme emrinin borçluya haciz adresinde tebliğ edilmediği, borçluya ait evrak da bulunmadığı görülmektedir. Üçüncü kişinin uzun yıllardır faaliyette olan borçlu işletmenin ismini müşteri çevresinden yararlanmak için değiştirmeden kullandığını belirtmesi karşısında borçlu işletmeye ait tabelanın haciz adresinde bulunması ve takibe dayanak kredi sözleşmesinde belirtilen adresin haciz adresi olması nedeniyle mülkiyet karinesinin borçlu lehine kurulması doğru olmamıştır. Kaldı ki takibin dayanağı kredi sözleşmesi dava dosyasına sunulmamıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda İİK’nin 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine olduğu kabul edilerek ispat yükü üzerinde olan alacaklının delilleri toplanarak karar verilmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı HMK’nin 373/1. maddeleri uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.